|
Liberal Alevi Sitesi
|
Topal Osman'ın heykeli dikiliyorsa Seyit Rıza'nın da olmalı |
|
|
|
|
Cuma, 20 Ağustos 2010 07:17 |
|
Vali Taşkesen, Tunceli Belediyesi'nce yaptırılan Seyit Rıza heykeli için önce suç duyurusunda bulundu, ardından da 'Atatürk'ün komutanıyken güvenlik güçleriyle girdiği çatışmada öldürülen Topal Osman'ın heykeli Giresun'a dikiliyorsa, Tunceli halkı için dini ritüel olan Seyit Rıza'nın heykeli de dikilmeli' dedi.
VALİLİK MAKAMINDA İKİ ŞAPKAM VAR - Bu topraklar çok dramatik olaylara sahne oldu. 1935 ila 1938 yılları arasında yaşanan ve tarihe 'Dersim isyanı' adıyla geçen süreç, bu olayların en kanlı bölümü. Dersim isyanının elebaşı olduğu gerekçesiyle tartışmalı bir yargılama sürecinin ardından Kasım 1937'de asılarak idam edilen Seyit Rıza, aradan 73 yıl geçmesine rağmen Tunceli halkının gözünden ve gönlünden silinmemiştir. Çünkü; Seyit Rıza her şeyden önce dini bir ritüel. Peygamber soyundan gelen bir Alevi dedesi.
- Temsil ettiğim valilik makamında iki ayrı şapkam var. İlki devleti ve hükümeti, diğeri ise Tuncelilileri temsil ediyor. Devletin valisi olarak, bir isyanın elebaşı olduğu gerekçesiyle idam edilen ve hakkında 'iade-i itibar' kararı bulunmayan Seyit Rıza'nın heykeli için suç duyurusunda bulunmak zorundayım. Ben rutin bir işlemi yerine getirdim ve konuyu yargıya havale ettim.
Devamını oku:
|
|
|
Kedi ciğerden vazgeçer, CHP postaldan vazgeçmez! |
|
|
|
|
Salı, 10 Ağustos 2010 09:12 |
|
Berat ÖZİPEK
Doktorun ciğeri yasakladığı bir kedi düşünün. Her gün “bir daha ciğer yemeyeceğim” diyor ama kokusunu alınca heyecanlanıyor, görünce bütün diyeti bozuyor. CHP de onun gibi, postal sesi duyunca dağılıyor. Her darbe ve muhtıraya olay anında destek veriyor, sonra “o gün şartlar farklıydı”, “alkollüydüm” veya “ben onu kocam sandıydım” türünden mazeretler üretiyor. Toplum da mazoşist olmadığı için onu affetmiyor. İşte bu yüzden AK Parti askerle kavga ediyor, dayağı CHP yiyor. Son yazımda CHP’nin darbe zaafının tedavi edilemez olduğunu anlatmak için şöyle demiştim: “Yarın yine muhteris bir darbeci muhtıra vermeye kalksın, siz yine desteklersiniz.” Hafta geçmedi, CHP YAŞ’ta hükümete “teamül” adı altında kendi iradesini dayatmaya kalkan askerlere destek verdi. Kılıçdaroğlu, “siyaset teamüllere burnunu sokmasın” dedi ve CHP yine kaybetti.
Devamını oku:
|
|
Aleviler ve ruhlara sinen korku |
|
|
|
|
Salı, 10 Ağustos 2010 07:38 |
|
Şenol Kaluç
Algılar ile olgular her zaman birbirini tutmayabilir. Sabancı Üniversitesi öğretim üyeleri Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ve Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu tarafından yapılan 'Türkiye'de Toplumsal Eşitsizlik' raporunda 'Kendinizi hak ettiğinizden azına razı olmak zorunda bırakılmış hissettiniz mi?' sorusuna Türkçe ve Kürtçe cevap verenler arasında anlamlı fark olmadığı ortaya çıkmıştı.
Deneklerin verdikleri cevaplara bakıldığında ayrımcılığa uğramasalar bile ayrımcılığın çok yaygın bir durum olduğunu düşündükleri anlaşılıyor. İnsanlar, çevrelerindeki eylem ve söylemleri farklı ölçütlerle değerlendirmektedir. Fakat bu ölçütler sanıldığı kadar derin bir içeriğe sahip olmayabilir. Bireyler, içinde bulundukları sosyal-siyasal-kültürel çevreye ve eğitim düzeylerine göre tepkiler vermektedir. Bazen bu tepkiler, gerçeklikler yerine yeniden inşa edilmiş bir tarih algısına da dayanabilir. Çocukluk yıllarımızda TV karşısında siyasi liderleri izlerken aynı sözleri farklı üsluplarla söyleyen liderlere karşı bazen sevecen ve tasdikler tutum takınan büyüklerimizin bazılarına tepki gösterip hakaret ettiklerini görmek çok tuhaftı. Zamanla bizlerin de önyargıları oluştu. Sokakta, okulda, işte hepimiz kendi yargılarımızı inşa ettik ve dünyayı bu gözlerle yorumladık. Alevi olduğu için solcu ve CHP'li olmak zorunda olduğunu düşünen bir ailede büyürken önyargılarımız ona göre şekilleniyordu. O günlerde hepimizin en nefret ettiği figür Turgut Özal'dı. Lise sıralarında çok sevdiğim bir arkadaşımın "Özal'a bu kadar kızıyorsun ama bu adam, bu ülkenin önünü açıyor" dediğinde kendime hakaret edilmiş gibi hissetmiştim. Daha sonraları çevremizdeki pek çok ailenin bizimle aynı şartlar içinde olmalarına rağmen koyu Özal taraftarı olduklarını fark ettiğimde bir şeyleri gözden kaçırdığımı düşünmeye başlamıştım. 1993'te Özal şüpheli bir şekilde hayatını kaybettiğinde cenazesine katılan milyonları izlerken şaşkınlık geçirmiştim. Yine hain bir suikasta kurban giden Uğur Mumcu'nun cenaze töreninde sesimizi irticaya karşı yükseltme ve beraberinde Özal'ın cenazesini gölgede bırakma heyecanı ile yollara döküldüğümüzü hatırlıyorum.
Devamını oku:
|
|
"Hep birlikte birbirimize sahip çıkacağız" |
|
|
|
|
Pazar, 08 Ağustos 2010 08:43 |
|
Devlet Bakanı Cevdet Yılmaz, Yedisu İlçesi'ne bağlı Güzgülü köyünde yurttaşlar tarafından yaptırılan Güzgülü cemevinin açılış törenine katıldı. Yılmaz, burada yaptığı konuşmada, alevilik meselesine partiler üstü bakılması gerektiğini söyledi.
İnsanın kendisine bakıldığında, her türlü sorunun kendiliğinden çözüleceğini ifade eden Bakan Yılmaz, şöyle devam etti: ''Bence en önemlisi, hepimizin altını çizdiği mesaj şudur. Her işin özünde insan var. Biz gerçekten insana bakabilirsek, sıfatlarından, ailesinden, konumundan, makamından, işinden, parasından, pulundan, eğitiminden, aklınıza ne gelirse bütün bunlardan ayırarak insana bakabilirsek, bugün dünyanın yaşadığı bir çok sorun kendiliğinden hallolur. Bu anlamda Alevi Bektaşi kültürünün insana yaptığı vurgu, manevi değerlere yaptığı vurgu aslında hepimizin ortak değerleridir. Sadece Alevi kardeşlerimizin değil, tabii ki özelde onlarındır, genelde hepimizindir. Bundan da nasibimizi almak durumundayız. Bütün insanlar nasibini almak durumundadır.''
Devamını oku:
|
|
Perşembe, 05 Ağustos 2010 09:49 |
|
Ardan ZENTÜRK
(E) Koramiral Atilla Kıyat’ı önemle izliyorum. TV ekranlarında söyledikleri, bir dönemin aydınlatılması açısından çok ciddi iddialar taşıyor. HABERTÜRK’te yayınlanan Sansürsüz programında söyledikleri özenle not edilmeli:” 1990’la 2000 yılları arasında yapılanlar bir devlet politikası olmasına rağmen bölgede ülkesine karşı kin kusan bir neslin yetişmesine sebep olmuştur. Hukuk dışı uygulamalar olmuştur. Bugün Ergenekon’da faili meçhul cinayetlerden dolayı suçlanan ve içeride olan kimseler vardır. Ama ben devamlı söylüyorum. Bu arkadaşlar o zaman (şimdi albay bunlar) üsteğmendi, yüzbaşıydı. (...) Şimdi ben de diyorum ki, lütfen 94’ün, 95’in, 93’ün, 96’nın, 97’nin başbakanları, cumhurbaşkanları, genelkurmay başkanları, OHAL valileri... Yatağınızda nasıl rahat uyursunuz!” Budur...
(E) Koramiral Kıyat, tarihi bir gerçeğin arka sokaklarında yürümeyi tercih etmektedir ve iyi yapmaktadır. 1993... Madımak 1993’ü anlamadan, 2010 Türkiye’sini anlamamız mümkün değildir. “Kürt sorununda” önemli arayışlar içinde olan dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın “soru işaretleriyle dolu ölümü”, Süleyman Demirel’in Çankaya, “siyaset stajyeri” Tansu Çiller’in ise başbakanlık makamına geçişleri ve Madımak!.. Sivas’ın orta yerinde, özenle hazırlandığı sonradan çok iyi anlaşılan Madımak katliamı, “derin devlet” dediğimiz mekanizmanın, “stajyer bayan başbakana” bir “hoşgeldin seremonisidir!” Kendini bir anda Türkiye’nin idaresinin başında bulan bir başbakan, karşılaştığı şiddet karşısında, en yakınındaki “güvenlik bürokrasisine” teslim olmuş, sonu, “polis devleti” arayışlarına kadar uzanan, hatta, “özel tim” adı altında “yarı-askeri güçlerin” oluşturulduğu bir dönem başlamıştır. “Çiller’in kadrosu” olarak değerlendirilen ekiple, “Susurluk skandalı” isimlerinin aynı olması bir tesadüf olabilir mi? Veya, (E)Koramiral Kıyat’ın altını çizdiği gibi, “yüzlerce faili meçhulün” yaşanması, “kumarhane imparatorları” ile, “Kürt işadamları”nın veya “eroin mafyasının önde gelen isimlerinin” belli bir plan dahilinde “ortadan kaldırıldığı”, yerine ise “tosunların” geçtiği dönem...
Devamını oku:
|
|
Alevi açılımının içi boş mu? |
|
|
|
|
Salı, 03 Ağustos 2010 11:04 |
|
ŞENOL KALUÇ
LDT (Liberal Düşünce Topluluğu) Alevi-Bektaşi Araştırmaları Merkezi Direktörü
Alevi açılımının içi iddia edildiği gibi boş mu? Geride kalan süreçte hiçbir şey yapılmadı mı? Yapıldı ise neler yapıldı? Bu soruların cevabı ön yargılar bir tarafa bırakılarak araştırılmalıdır. Alevi açılımının sanıldığı kadar kolay olmayacağını herkes gibi Aleviler de biliyor. Zorluk birçok boyutla beraber Alevilerin, Sünnilerin ve bizatihi devletin yapısı ve ideolojisinden kaynaklanıyor. Bugün yaşayan sosyolojik Aleviliğin çok ciddi problemleri var. Aleviliği siyasal bir değer olarak gören Alevilerin çok azının inançsal talepleri var. İnançsal taleplerde bulunan Aleviler ise örgütsel boyutta çok zayıf. Genelde köy dernekleri etrafında birleşen Alevilerin temel istekleri yılda birkaç defa Cem törenini yapabilmek, dedesi ile buluşup, hiç olmazsa senede bir kurban kesip, lokmasını yemek ve belki de en önemlisi çoluk çocuğunun da yol-erkân görmesi. Peki, örgütlü Alevilik ne istiyor? Kâğıt üzerinde bir sürü talepleri var ama Aleviliği ve kendilerini tanımlarken kullandıkları tabirler ile bir Alevi örgütlenmesinin çok ötesindeler. Kendilerini Atatürkçü, laik, solcu, çağdaş, demokrat vb. günümüz ideolojileriyle tanımlayan çok geniş bir kesim var. Bu durumda dini bir yapı olması gereken Alevilik seküler-din dışı bir dairede tanımlanıyor. Eğer Alevilik Atatürkçülük, laiklik, solculuk, çağdaşlık ise Aleviliğe de gerek yok demektir. Sonuç itibarıyla Alevilik bu ideolojilere göre geri kalmış feodalite kalıntısı bir kültürdür. Halbuki Aleviliğin kendisini din-inanç ekseninde tasavvur ettiğini, seküler bir yaşam tarzı olmadığını hepimiz biliyoruz.
Devamını oku:
|
|
Bak şu demokratlık taslayana! |
|
|
|
|
Salı, 03 Ağustos 2010 07:19 |
|
Berat ÖZİPEK
Hindistan uyuma, Gandi’ye sahip çık!” demişti “Sivilay Genç”... O uyarıyor ama bizim basın uyutmaya devam ediyor. “Gandi” ile birlikte CHP, “tarihi bir değişime” imza atmış. “35’inci maddenin değiştirilmesi” ve “27 Nisan muhtırasından hesap sorma girişimleri” bunun örnekleri arasındaymış. Vatan öyle diyor. *** CHP değişmiyor, ama lideri sık sık ağız değiştiriyor. “35. maddeyi kaldıralım” önerisini yazan gazeteler daha çöpe gitmeden, CHP’den yine “yanlış anlaşıldı” açıklaması geldi. Oysa biz “35. maddeyi kaldıralım” önerisinden “35. maddeyi kaldıralım”ı anlamıştık. Ama öyle değilmiş. CHP kaldırmak değil, değiştirmek istemiş. Herhalde “çok gerekmedikçe ordu yönetime el koymaz”a çevirirler diye düşünmüştüm, ama öyle bile değilmiş. Meğer maddenin alanını daha da genişletip, “demokratik sistemin işlerliği çerçevesinde ve anayasaya bağlı olarak” gibi, hukuki bir metinde yer almaması gereken gayet soyut, her anlama gelebilecek ve her darbeci için yepyeni bir imgelem dünyasının kapılarını aralayacak ifadeler eklemiş. İşte benim tanıdığım CHP!
Devamını oku:
|
|
Pazartesi, 02 Ağustos 2010 18:08 |
|
AHMET KIZILKAYA Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) Uzmanı
Prof. Yasin Aktay’ın yürüttüğü ‘Türkiye’de Ortak Bir Kimlik Olarak Ötekilik’ başlıklı araştırmada öne çıkan bulgu, kendisini hangi siyasal, kültürel kimlik temelinde tanımlarsa tanımlasın, her kimlik grubunun ötekilik duygusuyla tanışık olduğunu ima eden ‘ortak ötekilik’ bilinci. Bu bulgu, hemen hemen herkesin, farklı gerekçelerle de olsa, kendisini devlet veya toplum düzeyinde ötekilenmiş hissettiği gerçeğini açığa çıkarıyor.
Alevilerin sorunu devletle
Ötekilik araştırması diğer sorun alanlarına yönelik olarak da önemli sonuçlar ortaya koymaktadır. Mahalle baskısı ve ayrımcılık temelli sorulara verilen cevaplar, toplumun yarısından fazlasının (% 53,6) Türkiye’de bir mahalle baskısı olduğuna inandığını göstermektedir.
Birbirlerinden tamamıyla farklı ve hatta zıt gerekçelerle de olsa, hemen hemen herkes kendi kültürel ve siyasal kimliğini baskı ve ayrımcılığa en çok maruz kalan kimlik olarak değerlendirmektedir. Araştırmanın Alevilikle ilgili kısmında, Alevi-Sünni karşıtlığı ekseninde oluştuğu iddia edilen ayrışmanın Sünni kutbunun oldukça zayıf olduğuna dikkat çekilmektedir. Bu tespit, Alevi-Sünni temelinde oluştuğu iddia edilen ayrışmanın, reelpolitik gerekçelerle değil, daha çok ideo-politik varsayımlarla savunulduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Kaldı ki, kendisiyle görüşülen Alevilerin önemli bir kısmı da gündelik yaşamın rutin ilişkileri içerisinde kendi kimliklerine ilişkin önyargıları aşabilme imkânı bulduğunu vurgulamaktadır. Ancak Aleviliğin toplumsal düzeydeki algısına ilişkin olarak geçerli olan bu durum, Aleviliğin devlet nezdinde bulduğu ya da bul(a)madığı karşılıklar açısından geçerli değildir. Zira Aleviler, zorunlu din derslerinin kaldırılmasından Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsil edilmeye, cemevlerine ibadethane statüsü verilmesinden Alevilik kimliğine anayasal güvence kazandırılmasına kadar uzanan geniş bir talep listesi sunmakta ve tam da bu taleplerinin karşılanmamasından kaynaklanan bir mağduriyet duygusu içinde olduklarını ifade etmektedir.
Devamını oku:
|
|
Eğitim Bir Sen'in 'Ötelik' Araştırmasının Sonuçları Açıklandı |
|
|
|
|
Çarşamba, 28 Temmuz 2010 14:10 |
|
Eğitim Bir Sen'in 'Ötelik' Araştırmasının Sonuçları Açıklandı Eğitim Bir Sen Tarafından Yapılan 'Türkiye'de Ortak Bir Kimlik Olarak Ötekilik' Araştırmasının Sonuçlarına Göre, Toplumun Yaklaşık Olarak Üçte İkisi 'Alevi Açılımını' Devletin Vatandaşların Taleplerini Karşıladığı Bir Toplumsal Barış Projesi Olarak Görüyor.
Eğitim Bir Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, düzenlediği basın toplantısı ile 'Türkiye'de Ortak Bir Kimlik Olarak Ötekilik' araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Araştırma, 14 ilden amaçlı örneklem yoluyla seçilen isimlerle yapılan 78 derinlemesine görüşme ve 16 ilden 2 bin 190 kişi ile yüz yüze anket uygulaması ile gerçekleştirildi. Çalışma ile, Türkiye'de insanların kültürel ve siyasal kimlik ile ötekiliğe ilişkin algılarının genel bir tespiti ve tasviri yapıldı.
Devamını oku
|
|
Sermayenin demokrasiye katkısı |
|
|
|
|
Salı, 27 Temmuz 2010 08:42 |
|

AK Parti’nin açılım politikalarının yeni sermaye tarafından desteklenmesi ülkemizde Duverger’in bahsettiği oligarşik yapının çökmesine ve ülkemizin gerçek anlamda demokratik bir yönetim yapısına kavuşmasına katkıda bulunacaktır.
Şenol KALUÇ
Öğrencilerin “Ülkemizde nasıl bir yönetim şekli vardır?” sorusuna “Demokrasi”; “Türkiye demokratik bir ülke midir?” sorusuna da “hayır” cevabı verdiklerini pek çok öğretmen tecrübe etmiştir. Türkiye’de seçme ve seçilme hakkının kullanımı başlangıç olarak kabul edildiğinde, Meşrutiyetten bu yana demokrasiye geçiş sürecine girildiği söylenebilir. Ünlü siyaset bilimci Duverger’in ifadesi ile “Genellikle oy hakkı önce az sayıdaki imtiyazlılara tanınır, sonra yavaş yavaş seçmen çevresi genişletilerek bütün yurttaşları içine alacak hale getirilir. Böylece otokrasi, önce yerini oligarşiye bırakır, sonra bu oligarşi yavaş yavaş demokrasiye dönüşür”. Bugün gelinen noktada Duverger’in tespiti ile otokrasiden demokrasiye geçiş sürecinde ortaya çıkan oligarşik yapı tüm olumlu gelişmelere rağmen bir türlü yetkilerini demokratik güçlere devretmek istememektedir. Türkiye’de son dönemde yaşanan Demokratik açılım süreci ve Anayasa mahkemesi etrafındaki tartışmalar bu geçiş sürecinin halen devam etmekte olduğunu göstermektedir.
Devamını oku:
|
|
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 2 - 12 |
|
|