|
Liberal Alevi Sitesi
|
Pazartesi, 02 Ağustos 2010 18:08 |
|
AHMET KIZILKAYA Stratejik Düşünce Enstitüsü (SDE) Uzmanı
Prof. Yasin Aktay’ın yürüttüğü ‘Türkiye’de Ortak Bir Kimlik Olarak Ötekilik’ başlıklı araştırmada öne çıkan bulgu, kendisini hangi siyasal, kültürel kimlik temelinde tanımlarsa tanımlasın, her kimlik grubunun ötekilik duygusuyla tanışık olduğunu ima eden ‘ortak ötekilik’ bilinci. Bu bulgu, hemen hemen herkesin, farklı gerekçelerle de olsa, kendisini devlet veya toplum düzeyinde ötekilenmiş hissettiği gerçeğini açığa çıkarıyor.
Alevilerin sorunu devletle
Ötekilik araştırması diğer sorun alanlarına yönelik olarak da önemli sonuçlar ortaya koymaktadır. Mahalle baskısı ve ayrımcılık temelli sorulara verilen cevaplar, toplumun yarısından fazlasının (% 53,6) Türkiye’de bir mahalle baskısı olduğuna inandığını göstermektedir.
Birbirlerinden tamamıyla farklı ve hatta zıt gerekçelerle de olsa, hemen hemen herkes kendi kültürel ve siyasal kimliğini baskı ve ayrımcılığa en çok maruz kalan kimlik olarak değerlendirmektedir. Araştırmanın Alevilikle ilgili kısmında, Alevi-Sünni karşıtlığı ekseninde oluştuğu iddia edilen ayrışmanın Sünni kutbunun oldukça zayıf olduğuna dikkat çekilmektedir. Bu tespit, Alevi-Sünni temelinde oluştuğu iddia edilen ayrışmanın, reelpolitik gerekçelerle değil, daha çok ideo-politik varsayımlarla savunulduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Kaldı ki, kendisiyle görüşülen Alevilerin önemli bir kısmı da gündelik yaşamın rutin ilişkileri içerisinde kendi kimliklerine ilişkin önyargıları aşabilme imkânı bulduğunu vurgulamaktadır. Ancak Aleviliğin toplumsal düzeydeki algısına ilişkin olarak geçerli olan bu durum, Aleviliğin devlet nezdinde bulduğu ya da bul(a)madığı karşılıklar açısından geçerli değildir. Zira Aleviler, zorunlu din derslerinin kaldırılmasından Diyanet İşleri Başkanlığı’nda temsil edilmeye, cemevlerine ibadethane statüsü verilmesinden Alevilik kimliğine anayasal güvence kazandırılmasına kadar uzanan geniş bir talep listesi sunmakta ve tam da bu taleplerinin karşılanmamasından kaynaklanan bir mağduriyet duygusu içinde olduklarını ifade etmektedir.
Devamını oku:
|
|
|
Eğitim Bir Sen'in 'Ötelik' Araştırmasının Sonuçları Açıklandı |
|
|
|
|
Çarşamba, 28 Temmuz 2010 14:10 |
|
Eğitim Bir Sen'in 'Ötelik' Araştırmasının Sonuçları Açıklandı Eğitim Bir Sen Tarafından Yapılan 'Türkiye'de Ortak Bir Kimlik Olarak Ötekilik' Araştırmasının Sonuçlarına Göre, Toplumun Yaklaşık Olarak Üçte İkisi 'Alevi Açılımını' Devletin Vatandaşların Taleplerini Karşıladığı Bir Toplumsal Barış Projesi Olarak Görüyor.
Eğitim Bir Sen Genel Başkanı Ahmet Gündoğdu, düzenlediği basın toplantısı ile 'Türkiye'de Ortak Bir Kimlik Olarak Ötekilik' araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Araştırma, 14 ilden amaçlı örneklem yoluyla seçilen isimlerle yapılan 78 derinlemesine görüşme ve 16 ilden 2 bin 190 kişi ile yüz yüze anket uygulaması ile gerçekleştirildi. Çalışma ile, Türkiye'de insanların kültürel ve siyasal kimlik ile ötekiliğe ilişkin algılarının genel bir tespiti ve tasviri yapıldı.
Devamını oku
|
|
Sermayenin demokrasiye katkısı |
|
|
|
|
Salı, 27 Temmuz 2010 08:42 |
|

AK Parti’nin açılım politikalarının yeni sermaye tarafından desteklenmesi ülkemizde Duverger’in bahsettiği oligarşik yapının çökmesine ve ülkemizin gerçek anlamda demokratik bir yönetim yapısına kavuşmasına katkıda bulunacaktır.
Şenol KALUÇ
Öğrencilerin “Ülkemizde nasıl bir yönetim şekli vardır?” sorusuna “Demokrasi”; “Türkiye demokratik bir ülke midir?” sorusuna da “hayır” cevabı verdiklerini pek çok öğretmen tecrübe etmiştir. Türkiye’de seçme ve seçilme hakkının kullanımı başlangıç olarak kabul edildiğinde, Meşrutiyetten bu yana demokrasiye geçiş sürecine girildiği söylenebilir. Ünlü siyaset bilimci Duverger’in ifadesi ile “Genellikle oy hakkı önce az sayıdaki imtiyazlılara tanınır, sonra yavaş yavaş seçmen çevresi genişletilerek bütün yurttaşları içine alacak hale getirilir. Böylece otokrasi, önce yerini oligarşiye bırakır, sonra bu oligarşi yavaş yavaş demokrasiye dönüşür”. Bugün gelinen noktada Duverger’in tespiti ile otokrasiden demokrasiye geçiş sürecinde ortaya çıkan oligarşik yapı tüm olumlu gelişmelere rağmen bir türlü yetkilerini demokratik güçlere devretmek istememektedir. Türkiye’de son dönemde yaşanan Demokratik açılım süreci ve Anayasa mahkemesi etrafındaki tartışmalar bu geçiş sürecinin halen devam etmekte olduğunu göstermektedir.
Devamını oku:
|
|
‘O generali dangalak olduğu için değil...’ |
|
|
|
|
Salı, 20 Temmuz 2010 07:42 |
|
Berat ÖZİPEK
Obama, iktidarı eleştiren generali affetmedi. ABD’nin Afganistan’daki ordusunun komutanı General Stanley McChrystal’ı azletti. Bunu yapmaktan üzüntü duyduğunu, ama olayın kişisel olmadığını belirtti ve ekledi: “Komutanın davranışı bir generalde bulunması gereken niteliklere uymuyordu”. *** Demokrasilerde askerin siyasete karıştırılmamasının çok sebebi vardır. Ama demokrasinin güzelliği şudur ki, askere bunun neden böyle olması gerektiğini izah etme ihtiyacı yoktur. Askere düşen sadece siyasi otoriteye itaat etmektir; kararın hikmetini anlaması gerekmez. *** Kore Savaşı zamanında ABD Başkanı Harry S. Truman’ın, savaşın kahraman generali Douglas MacArthur’u görevden alması bütün ülkeyi sarsmıştı. MacArthur, savaşın tam lehe döndüğü ve belki bütün Kore’nin alınabileceği bir zamanda barış yapılması kararına karşı çıkmış ve başkanı açıkça eleştirmişti.
Devamını oku:
|
|
Hasan Bülent Kahraman: ‘Hayır diyenler, bürokrat aydınlar’ |
|
|
|
|
Pazartesi, 19 Temmuz 2010 17:42 |
|
“Geç kalmış ulus-devletin demokratı da böyle oluyor! Kürt, Ermeni ve türbanlıyla eşit olmak istemiyorlar. Kendi kimliğini ilgilendirmeyen konuda demokrat olmak kolaydı tabii eskiden.” “Türkleri, Kürtlere karşı ayaklandırma projesi başladı. Öcalan da bunun içinde. “Türk’le Kürt birlikte olmak zorunda mı” diye soran bazı yazarlar da projeye dâhiller.” “İki tür faşizm var. Sokak faşizmi, devlet faşizmi. Faşizme ortam hazırlamak için önce örgütler kullanılır. Sonra devlet faşizmi gelir, sokak faşizmini hapse atar.”
En rahat parti CHP gibi gözüküyor. Ama gene de 12 Eylül’de işkenceden geçmiş birçok CHP’linin değişikliğe “hayır” demekte zorlanacağı söyleniyor. Bütün CHP’liler rahatça “hayır” diyebilecek mi? Kolayca “hayır” diyecekler. Klasik olarak “ben CHP’liyim” diyen herkes referandumda “hayır” diyecek. Çünkü CHP 1993’ten itibaren Deniz Baykal’ın yönetiminde tamamen bir devlet partisi haline getirildi. Açık konuşmak lazım. CHP’ye üye olan, CHP’nin saflarında yer tutan insanlar CHP yönetiminden farklı düşünmüyorlar. Bugünkü CHP, Baykal’ın mirasını sürdürüyor ve “AK Parti’den gelen her şey kötüdür” diyor. CHP bu değişime niye “hayır” dediğini ikna edici bir biçimde anlatabilecek mi? CHP’nin bir tek argümanı var. “Bu anayasa değişikliğiyle AK Parti Türkiye’de kendi iktidarını kuruyor” diyor. Referandumu, hükümetin onaylanması veya reddedilmesi şeklinde bir değerlendirmeye dönüştürmek istiyor. CHP hâlâ siyasetin anlamını kavrayamadı. Devletle birlikte hareket ediyor ve “hayır” diyor. Anayasa değişikliğiyle bürokratik hegemonyanın kırılmasına karşı çıkıyor.
Devamını oku:
|
|
Mesele ne yandaşlık ne candaşlık |
|
|
|
|
Perşembe, 15 Temmuz 2010 08:33 |
|
Şenol KALUÇ
12 Eylül referandumu Türkiye'nin yakın zamanlarda yaşadığı büyük değişimin geleceği açısından bir karar anı olacak.
Referandumdan çıkacak "evet" ile "hayır" arasındaki makasın genişliği, Türkiye'de siyasetin, dolayısıyla demokrasinin geleceğini biçimlendirmede, ileriye veya geriye doğru taşıyıcı etki yapacak. Açıkça söylemek gerekirse çıkacak sonuç, herkesin -sözde- şikâyetçi olduğu vesayetçi düzenin devamının mı yoksa demokratikleşmenin mi önünün açılacağına ilişkin bir karar olarak görülecek.
"Evet" çıkması Türkiye'deki siyasal partilerin politikalarını gözden geçirmelerine; AB standartlarına uygun ve demokratik bir anayasa yönünde politika geliştirmelerine yönelik bir işaret olacak. "Hayır" ise, önümüzdeki en az beş-on yıl boyunca Türkiye'nin demokratikleşme konusunda ciddi adımlar atamayacağını tescilleyecek. Çünkü demokratikleşme yönündeki her adım karşısında 12 Eylül darbesinin gölgesiyle birlikte, 12 Eylül 'HAYIR'ını da bulacak.
Devamını Oku
|
|
Avusturya`da Aleviler Müslümanlıktan resmen aforoz edildi |
|
|
|
|
Çarşamba, 14 Temmuz 2010 10:05 |
|
Dr.Melisssa Günes*
Avrupa`da tüm Müslümanlari resmen temsil edildigi kuruma (IGGiÖ) müsade eden Avusturya`da bu kurumun baskani Suriye asilli Anas Schakfeh`in basin toplantisinda, „Aleviler Müslüman degildir. Biz temsil etmiyoruz. Cünkü Aleviler Allah, Muhammed, Ali diyerek sirk kosuyorlar. Onlara hayirli günler dilerim“ demesine tepkiler gidreke büyüyor. Avusturyalilar Islam dinini tanimadiklari icin bu resmi kurulusu sanki Vatikan, Roma ve Papa gibi sanarak Alevileri Islam dininden sanki aforoz edilmis gibi kabul etmeye basladilar. Kisa adi IGGiÖ (Islamische Glaubengemsinschaftz in Österreich) olan Avusturya Diyanet Isleri diye tercüme edilecek kurumda aslinda tüm mezhepler demokratik bir sekilde temsil edilmesi gerekirken ne Aleviler, ne Siiler temsil edilmedigi gibi Avusturya kamuoyuna devamli Aleviler hakkinda yalan, yanlis bilgiler verilmesinden dolayi tüm Avusturya basininin ve okuyucularinin kafasi karismis durumda.
|
|
Bu imamın arkasında namaz kılınmaz! |
|
|
|
|
Salı, 13 Temmuz 2010 19:47 |
|
Beki Berat ÖZİPEK
Bazı suçlar vardır, affedilir. Bazı hatalar vardır, göz ardı edilir. Mesela işe geç gelen bir çocuk bakıcısına kızarsınız, ama alternatifiniz yoksa katlanabilirsiniz. Yanlış kararlar veren hakeme, dinde derin olmayan imama veya papaza da öyle. Ama öyle durumlar da vardır ki, artık ona o işi yaptıramazsınız. Öyle bir şey yapmıştır ki, onunla ipleri tamamen koparırsınız. Tembel bakıcıya çocuğunuzu emanet edebilirsiniz; ama çocuk suiistimaline şahit olduğunuzda asla. Yanlış karar veren bir hakeme, eleman kıtlığında katlanabilirsiniz. Ama taraftarı olduğu takımın yenileceğini anlayınca dayanamayıp onlarla birlikte top koşturmaya başlayan hakeme artık bir daha asla o işi yaptıramazsınız. İmanı zayıf imama katlanırsınız, ama ateist olduğunu öğrendiğiniz imamın arkasında namaz kılmazsınız; ateist papazın sizi takdis etmesini istemez, ona kilise emanet etmezsiniz.
Kurumlara güven de tıpkı insanlara güven gibidir.
Devamını oku:
|
|
Salı, 13 Temmuz 2010 19:30 |
|
Beylikdüzü'nün bir önceki Belediye Başkanı Vehbi Orakçı da 2009 yılında ilçede yaşayan Alevi vatandaşların istekleri doğrultusunda cemevi yapmak için harekete geçti. Derviş Eroğlu Caddesi üzerinde mülkiyeti belediyeye ait arazide Cem Vakfı'na 30 yıllığına kiralanacak Cem ve Kültür Evi yapımı için start verdi. Karar oy birliğiyle meclisten geçirildi. Seçimlerden önce başlayan inşaat, belediye yönetimi değişince durdu. Beylikdüzü Kaymakamı Yusuf Odabaş'ın da mülkiyeti belediyeye ait arazide Cem ve Kültür Evi'nin yapımının durdurulması için dava açtığı ortaya çıktı.
Beylikdüzü Kaymakamlığı'nın,'Uygulamanın hukuka aykırı olması ve uygulanması halinde telafisi olmayan zararlara neden olacağı' gerekçesiyle suç duyurusunda bulunduğu öğrenilirken dava geçtiğimiz günlerde sonuçlandı. Mahkeme kararı doğrultusunda Cem ve Kültür Evi inşaatının durdurulmasına karar verildi.
Devamını oku:
|
|
Hacı Bektaş Veli Kültür Vakfı: Referandum sandığına milletin iradesi yansımalı |
|
|
|
|
Pazartesi, 12 Temmuz 2010 11:13 |
|
Hacı Bektaşi Veli Kültür Merkezi Vakfı Genel Başkanı Hasan Meşeli, darbe dayatmalarına halkın seçimlerde cevap verdiğini, aleviler olarak referandum sandığından milletin hür iradesinin çıkmasını beklediklerini söyledi.
Devamını oku:
|
|
|
|
|
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>
|
|
Sayfa 3 - 12 |
|
|