Hz. Ali Sıffin'den dönerken okuduğu bu hutbesinde insanların bi'setten önceki hali, Peygamberin, Ehl-i Beytin vasıfları ve diğer insanların durumu söz konusu edilmiştir. "Nimetini tamamlamak, izzetine teslim olmak ve gü­nahlarından korunmak için Allah'a hamd ederim. Yeterli­liğine (kifayetine) olan ihtiyacımdan dolayı O'ndan yardım dilerim. Allah'ın hidayet ettiği sapmaz, kendisine düş­manlık eden kurtulmaz, kendisine yeterli olduğu (kifayet ettiği) kimse yoksul olmaz. O'na hamd etmek ölçülüp tar­tılan ve saklanıp korunan her şeyden daha üstündür.

Liberal Alevi Sitesi
Seyyid Nesimi (TRT ULU OZANLAR) PDF Yazdır E-posta
Pazar, 30 Mayıs 2010 12:14

TRT Ulu Ozanlar "Seyyid Nesimi" Belgeselinden bölümler izlemek isteyen canlar metnin devamındaki başlıklardan görüntülere ulaşabilirler.

Aşk-ı Muhabbetle

 
MEHLİKA SULTAN VE ASLAN SOSYAL DEMOKRATLAR PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 27 Mayıs 2010 13:33

A.Yılmaz Soyyer

 Mehlika Sultan’a aşık yedi genç
Gece şehrin kapısından çıktı
Mehlika Sultana aşık yedi genç
Kara sevdalı birer aşıktı

 Ülkemizin güzide bir siyasal ekolünde kral değişimi yaşanırken aklıma Yahya kemal’in bu kıtayla başlayan şiiri geldi. Daha doğrusu Aslan sosyal demokratların iktidar aşkı bana Mehlika Sultan’ı çağrıştırdı. Bu yüzden de bütün klasik edebiyatımızın şerh kurallarını hiçe sayarak aykırı bir yoruma giriştim.

Öncelikle bir mazmun olarak “Mehlika Sultan”ı ele almak gerekmektedir. Mehlika Sultan yani bir hayal prensesi... Ardından koştukça kaçan, asla yakalanamayan bir güzel... “Yedi genç” de elbette bizim aslan sosyal demokratlar. Onlar gerçekten de kara sevdalı birer aşıktırlar, aşkın gözlerini kör ettiği, mecnuna çevirip çöllere savurduğu yedi genç... “aşk” ise yakın bağlamda iktidar, uzak bağlamda sosyal demokrasidir. Onlar önce iktidara sonra hayallerine, pardon ideallerine aşıktırlar. “Gece şehrin kapısından çıkmak” ise Mehlika Sultan’a ulaşmak için her yolun meşru kabul edilebilmesidir. Biraz daha zorlarsak “darbeler” de diyebiliriz.

 
Mazlumder 2009 Türkiye İnsan Hakları Raporu'nu yayınladı. PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 26 Mayıs 2010 10:44

...
Alevi vatandaşlarımızın cem evlerine ilişkin talepleri noktasında yeterli ilerlemenin sağlanamamış olması ve genel anlamda alevi vatandaşlara yönelik birçok alanda uygulanan ayrımcılık da öne çıkan başlıca ihlallerdendir. Mahyalara ve hutbelere resmi ideoloji sloganlarına ev sahipliği yaptırarak camileri ideoloji inşasında bir araç olarak kullanması, devletin laikliğe rağmen dini araçsallaştırmasının tipik göstergeleridir. Dini temelli hak ihlalleri Türkiye’de Hıristiyan, Yahudi ve diğer dinlere mensup kişilere yönelik çeşitli alanlarda baskı ve uygulamalarla devam ederken Müslüman çoğunluğun din özgürlüğünü ilgilendiren alanlarda da kamusal alan ve zaman sınırlaması getirilmektedir.

Kuran eğitiminde uygulanan yaş sınırlaması ve herkesin kendi çocuğuna dinini öğretebileceğine dair var olan evrensel ilke ihlal edilmektedir. Dini sohbet amacıyla bir araya gelen grupların maksatlı veya özensiz uygulamalarla topluma terör örgütü gibi gösterilerek yurt çapında yürütülen operasyonlar yüzlerce insanı mağdur etmiştir.
... Ahmet Faruk ÜNSAL (MAZLUMDER Genel Başkanı)

Devamını oku:

2009 TÜRKİYE İNSAN HAKLARI RAPORU”NU İNDİRMEK İÇİN TIKLAYIN:
http://www.mazlumder.org/dosyalar/2009-turkiye_insan_haklari_raporu.doc

 
Bir kabus senaryosu PDF Yazdır E-posta
Salı, 25 Mayıs 2010 12:29

Berat ÖZİPEK

Gelin, bir an için bütün bu kampanyanın tuttuğunu varsayalım. Milletin, ufuksuz ve vizyonsuz bir bürokrattan Gandi illüzyonu çıkaran Hürriyet ve Habertürk’e inanıp CHP’ye oy verdiğini varsayalım. Acaba nasıl bir Türkiye ile karşılaşırız?
***
Öncelikle hayal kurarken bile abartmamakta fayda var. Sonuçta sokaktaki vatandaş Aydın Doğan’dan daha rasyonel ve hiç kuşkusuz daha demokrat olduğu için ve dahası Hürriyet’e inanmasını gerektirecek bir sebep olmadığı için, hiçbir reklam bu haliyle CHP’yi tek başına iktidar yapmaya yetmez.  Ama CHP “kayda değer bir oy” aldı diyelim. “Çevre”den gelen devletçi bir partiyle “merkez” adına hükümet kuracak kadar bir oy... (CHP ve MHP’nin daha otoriter; BDP ve SP’nin ise daha “özgürlükçü” bir çizgiden muhalefet ederek Ak Parti’yi tek başına iktidar olacak oydan ettiğini varsayalım). Bu durumda öteden beri hasreti çekilen CHP-MHP Koalisyonu kurulur.

(“İyi de MHP buna ne der?” demeyin. MHP’ye “koalisyon yapılacak, yap!” denecektir ve o da uyacaktır).

Devamını oku:

 
Parti, başkanını değiştirdi, başkan partisini değiştirebilecek mi? PDF Yazdır E-posta
Salı, 25 Mayıs 2010 12:25

Bilal SAMBUR

Değişim ve yenilik kavramları etrafında büyük bir çekim oluşturulmaya çalışılan Kılıçdaroğlu'nun hafta sonu yapılan kurultayda tarihsel bir dönüşümün ve değişimin mesajlarını vermesi bekleniyordu.

Ancak Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin demokrasi, hukuk ve özgürlük yönünde özlediği değişim ve dönüşümün mesajlarını vermek yerine, kendisine verilen rolü utangaç bir şekilde oynamak isteyen ancak okulun sene sonu müsameresinde göstereceği performansla öğretmenlerinden ve ebeveynlerinden tam bir aferin almaya arzulu bir ortaokul öğrencisi gibiydi. Son CHP kurultayı, aslında bir kurultayı değil, daha çok bir müsamereyi andırıyordu. Bu müsamerede sergilenen oyunun adı 'İkinci Karaoğlan: Kılıçdaroğlu'ydu. Bu kurultayda, İkinci Karaoğlan'ın Kılıçdaroğlu olduğu mesajını vermek için her şey yapılmıştı. Kılıçdaroğlu, halka sempatik gözükmek için halka halkçı ve devrimci mesajlar verdi, Ecevit gibi kasket giydi, Rahşan Hanım'a saygılarını iletti. Kılıçdaroğlu, konuşmasında halkı Ecevit'i sevdikleri kadar kendisini de sevmeleri gerektiğine ikna etmeye çalıştı. Eski rejim, Kılıçdaroğlu'nu Karaoğlan gibi topluma pazarlayarak kendisini aynen devam ettirmeyi amaçlamaktadır.

Kurultayda İkinci Karaoğlan rolünü oynayan Kılıçdaroğlu'nun asıl gündeminde eski rejimin olduğu gibi devamı vardı. Baykal, 'eski rejim'in anlayışını savunan Ergenekon'un avukatı olduğunu söylemişti. Kılıçdaroğlu ise, eski rejimin avukatı olmanın ötesinde, kendisini eski rejimin yılmaz savaşçısı olarak deklare etti. Otuzlara ait ideolojik modeli hararetle savundu, eski rejimin yasa dışı oluşum ve uzantılarına açıkça desteğini sundu ve demokratik hükümeti suçladı.

Devamını oku:

 
Zonguldak’ın Talihsizliği Kapitalist Olamamamız PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 24 Mayıs 2010 20:16

Şenol KALUÇ

Zonguldak kömür ocaklarında hayatını kaybeden tüm işçilerimize Allah’tan rahmet ve yakınlarına sabır diliyorum. Ateş düştüğü yeri yakmaktadır. Ancak ateşin düştüğü yeri yakmaması için artık gerçekleri görmenin ve anlamanın zamanı gelmiştir. Günlerdir tekrarlandığı gibi bu acı kayıplarımızın sebebi üzerine gerçekten düşünmemiz gerekmektedir. Zonguldak’ta yaşanan grizu faciası sonrası gösterilen tepkiler dünyadan ne kadar kopuk olduğumuzu göstermektedir. Gerek Hükümetin ve gerekse muhalefetin tutumu insanı hayretlere düşürüyor. Yıllardır Türkiye’de tekrarlana tekrarlana doğru olduğu sanılan yalanlar her kesimden seslendiriliyor. Bir taraf kader üzerinden açıklama getirirken diğer taraf kapitalizm üzerinden konuşmakta. Dünyaya gözlerimizi o kadar kapatmış durumdayız ki dışarıda başka bir tarihin aktığının farkında bile değiliz.

Bu acı kayıpların sebebi ne kaderdir ne de birilerinin iddia ettiği gibi kapitalist düzendir. Kaderciler ile anti-kapitalistlerin ortak noktası liberal ve kapitalist değerlere karşı kuşkuculuk ve çoğunlukla nefret duygusu taşımalarıdır. Bu ortak paydadan yola çıkıldığında liberal değerler ve onun iktisadi uygulaması olan kapitalizm kınanması ve karşı çıkılması gereken bir düzen halini almaktadır. Kadercilere verilecek cevabı Mehmet Akif Ersoy’dan bir alıntı ile verelim ve uzatmayalım:

 
İNSAFLI OLMAK LAZIM PDF Yazdır E-posta
Pazar, 23 Mayıs 2010 10:12

Hüseyin KAYA

             Ülkemizde kirlenen siyaset bel altına inince, belli çevreler günaha gömülmeyi dahi göze alarak fesatçılıkla resmen Abbasi dönemini aratmaz hale geldiler. Öyle ki, Alevilere karşı toplumda nefret uyandırmayı kendilerine İslam’i görev sayarak, toplumsal birlikteliği dinamitlemeye yönelik yayınlarla Alevilere bakışlarını son kez gösterdiler. Siyasetçinin birine sırf Alevi olduğu için söylenilenleri ve söyleyenleri hangi canlı kategorisine koymak lazım bilemiyorum. Veya bu şaşılacak derecede kin ve nefretin sebebini Kuran-la veya İslami değerlerle açıklamak mümkün mü?

            Evet, siyaset resmen çirkinleşti. Seviyesi düşmüştür artık ülkemizdeki siyasetin ve siyasetçinin. Hak ve halk üzerine yapılmayan bir siyaset elbette eleştirilmeli. Halkın beklentilerine, derdine ve sorunlarına çözüm getirmeyen siyaset ve siyasetçi eleştirilmelidir. Ama edebine uygun, seviyeli olmalı bu eleştiri. İnsaflı olmak lazım. Kişinin siyaseti yerine inancı yargılanıyor ve aşağılanıyorsa, Alevi oluşundan dolayı suçlanıyor “sünnetli mi, sünnetsiz mi?” diye sorgulama haklarını kendilerinde buluyorlarsa, unutmasınlar ki, asıl imansızlar kendileridir. Bence sorgulanması gereken kendilerinin kirlenen yürekleri ve geme alınmayan dünyevi arzularıdır. “Kitap ehlinin bir bölüğü de kitaptan bir şey okuyorlarmış zannına kapılmanız için dillerini oynatıp dururlar, hâlbuki okudukları kitapta yoktur. Bu, Allah katındandır derler, değildir Allah katından ve bile-bile Tanrıya bühtan ederler.”( Al-i İmran-78) Yüce kitabımızın buyurduğu gibi bu tip insanlar, beyinlerini çöplüğe çevirmiş ve çöplükten dillerine dökülenleri bu yüce dinin değerleriymiş gibi vatandaşa yutturmaya çalışarak, geçinmeye çalışan zavallılardır.

 
DERSİM/TUNCELİ ALEVİLİĞİNİN YENİDEN İNŞASI PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 22 Mayıs 2010 17:07

Ahmet TAŞĞIN

Esasen bildirinin ele almak istediği konu tam da burada başlamaktır. Çünkü Cumhuriyet ile kazanılan yeni kimlik ile bu kimliğin kazandırılma biçiminden ziyade sonucu ele alınıp hareket noktası yapılmalıdır. Tartışmayı açacak nokta tam da buradan itibaren ilerleyecektir. Gerçek şu ki Dersim/Tunceli Aleviliği Anadolu Aleviliğinin en netameli en karışık olanıdır. Bütün bunlara konunun siyasi boyutu da eklenecek olursa konu üzerinde söz söylemek cesaret istemektedir. Hakikaten hangi ifadeyi kullanılsa da böylesine ince ayarlı bir yerden çıkabilme imkanı oluşturulmalıdır. Öyle ki böylesine karmaşık bir konudan başarıyla çıkabilme konusunda şüpheler her zaman söz konusudur.

 
Kılıçdaroğlu CHP’yi demokratlaştırabilir mi? PDF Yazdır E-posta
Salı, 18 Mayıs 2010 20:20

Berat ÖZİPEK

“Halktan geliyor”muş. Alevi ve Kürt’müş. Bunların hiçbir anlamı yok. Çünkü bu ülkede devşirme sistemi hala devam ediyor (İki farkla ki, artık Balkanlar kalmadığı için kapıkulu adayları Anadolu’dan devşiriliyor ve monarşi için değil oligarşi için devşiriliyor). Yukarıya çıkanlar kendi sosyal köklerine yabancılaştıkları ölçüde “makbul lider” oluyorlar (Tıpkı “ben arkama bakmam” diyen ve yukarı çıkar çıkmaz merdiveni tekmeleyen Demirel gibi).
Açıkçası Kılıçdaroğlu’nun farklı olduğunu düşünmek için bir sebep yok. Tersine, Baykal’ın bıraktığı yerden maça devam edecek gibi görünüyor. Tabanını demokratik bir siyasi çizgiye ikna edecek liderlik yeteneğine ve daha önemlisi bunun gerektirdiği demokratik perspektife sahip görünmüyor. Daha da önemlisi, böyle bir dönüşümü sırtlamak ideolojiden çok gönül işi.
Benim gördüğüm, Kılıçdaroğlu’nda bir sahicilik sorunu var. Dersim Katliamı nedeniyle Öymen’i eleştirmesi, vicdani bir tepkiden çok siyaseten doğrucu bir tepkiyi ifade ediyordu. Ve “gereğini yapsın” dediği Öymen’e CHP sahip çıktığında, kendisi gereğini yapması gerekirken, o hiçbir şey olmamış gibi sineye çekebilmişti.
Sonra onu başörtülü bir genç kızla tartışırken izledim. Söylediklerinin doğru olmadığını kendisi de bilen, haksız olduğunun farkında olan ve bunu demagojiyle örten bir kişiydi gördüm.

Devamını oku:

 
ALEVİ TARİH YAZIMI ÜZERİNE BİR DENEME(2) PDF Yazdır E-posta
Salı, 11 Mayıs 2010 12:56

Şenol KALUÇ

Bilim ile Hayal Arasındaki Sınır

Yunus bir söz söyledün hiçbir söze benzemez

Münâfıklar elinden örter ma’ni yüzini

Önceki yazımın “Sünnileşme mi, Ateistleşme mi?” başlıklı ilk bölümünde bazı araştırmacıların bilimsellikten yoksun popüler yayınlarla Aleviliği çarpıttıklarını ve kendi dünya görüşlerini Aleviliğin kendisiymiş gibi göstermeye çalıştıklarını anlatmıştım.

Burada bu durumu somut bir örnekle, “Erdoğan Çınar”ın bir kitabı üzerinden açıklamaya çalışacağım. Acaba Sayın Erdoğan Çınar, Pakize Barışta hanımefendinin düşündüğü gibi “tarihin en büyük yalanını” mı ortaya koyuyor yoksa eski bazı Alevi düşmanlarının yaptığının tersine süslü bir yalan mı uyduruyor?

Çınar’ın “Aleviliğin Kayıp Bin Yılı” adlı eserini temel alarak kendi tezimizi ortaya koymaya çalışacağız. Önce eseri kaynakça yönünden ele alalım. Çınar’ın temel iddiası:

Geçmişte Aleviler Hıristiyanlığın sapkın bir mezhebi sayıldılar. Bugünün Alevileri de Müslümanlığın sapkın bir mezhebi olarak niteleniyorlar.” (s.23) “Alevilik yakın tarihlerde ortaya çıkmış, ana gövdesi İslamiyet olan bir inanış ve mezhep değildir.” (s.24) Bu yargılardan hareketle yazarın amacı da belirginleşiyor: “kopmuş iki parçanın bir araya gelmesi, Aleviliğin geçmişine kavuşması, kaybolmuş hafızasını kazanması…” (s.24)

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 8 - 12
Joomla School Template by Joomlashack
School Joomla Templates and Joomla Tutorials