Hz. Ali Sıffin'den dönerken okuduğu bu hutbesinde insanların bi'setten önceki hali, Peygamberin, Ehl-i Beytin vasıfları ve diğer insanların durumu söz konusu edilmiştir. "Nimetini tamamlamak, izzetine teslim olmak ve gü­nahlarından korunmak için Allah'a hamd ederim. Yeterli­liğine (kifayetine) olan ihtiyacımdan dolayı O'ndan yardım dilerim. Allah'ın hidayet ettiği sapmaz, kendisine düş­manlık eden kurtulmaz, kendisine yeterli olduğu (kifayet ettiği) kimse yoksul olmaz. O'na hamd etmek ölçülüp tar­tılan ve saklanıp korunan her şeyden daha üstündür.

Liberal Alevi Sitesi
ALEVİ TARİH YAZIMI ÜZERİNE BİR DENEME(1) PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 19 Nisan 2010 14:02

Şenol KALUÇ

Sünnileşme mi, Ateistleşme mi?

Seksenli ve doksanlı yıllar, kimliklerin görünürlük kazandığı, bu kapsamda Aleviliğin de kendisini açıkça ifade etmeye başladığı yıllar oldu. Başlangıçta bilinmeyeni bilmek, bildirmek ve tanınmak amaçlı bu çabalar, zamanla farklı mecralara doğru akarken; Alevilik, herkesin kendi meşrebine göre bir yerlere çekmeye çalıştığı bir konu halini aldı.

Aleviler uzun süre kendilerine yapılan iftiralara bilgi ve becerileri yettiğince karşılık vermeye çalıştılar. Başlangıçta safiyane bir şekilde başlayan, çeşitli kitaplar, Cem, Nefes vb. dergilerle biraz mahcupça “aslında biz de Müslüman’ız” söylemi bir süre sonra yerini farklı söylemlere bırakmaya başladı. İslam dairesi içindeki savunma, bir takım ateist, Marksist ve Kemalist yönü daha ağır basan yazarların konuya el atmasıyla birlikte özünde Sünnilik düşmanlığı bulunan bir İslam karşıtı bir söyleme dönüştü. Aslında İslam’a duydukları düşmanlık, farkında olmadan Aleviliğin özüne de bir düşmanlığa ve inkara ulaştı.

Alevilik asıl şimdi tehlikede

Aleviler uzun Osmanlı asırları boyunca her türlü baskıya rağmen kimliklerini yaşatmayı ve nesilden nesile aktarmayı başarabilmişlerdi. Ancak, Alevilik Cumhuriyetin getirdiği değişim rüzgarı, şehirleşme ve yetmişli yıllarda ciddi derecede maruz kaldığı marjinal sol etki ile bu becerisini neredeyse tamamen kaybetti. Bir yönüyle, gelenek ile modernizm çatışmasıydı bu. Alevilik folklorik bir takım öğelere indirgenirken, yeni neslin Aleviliği -büyük çoğunluk için- Türk, Kürt, Laz, Çerkez gibi aidiyet belirten, kişinin sadece Sünni olmadığını gösteren bir terim halini aldı.

 
Liberalizm gizli bir din düşmanı mı? PDF Yazdır E-posta
Perşembe, 15 Nisan 2010 12:43

Bilal SAMBUR

Dinî bir perspektife sahip olan bazı aydınlarımız tarafından, liberalizmin insan ve özgürlük düşüncesine yönelik birtakım eleştiriler yapılmakta.

Bu yazarların liberalizmin insaniliğini hedef aldığı görülmektedir. Hatta liberalizmin insanlık karşıtı bir vahşet ve cahiliye düşüncesi olduğu ifade edilmektedir. Dinî perspektiften liberalizme yönelik yapılan eleştiriler, iki iddia üzerinde odaklaşmaktadır. Birinci iddiaya göre, liberalizm, bireyi Tanrılaştırmaktadır. İkinci iddiaya göre ise, liberalizm, bireyi hiçbir ahlaki ve insani kaygısı olmayan bedeni ve şehevi arzularının esiri bir mahluk yapmaktadır. Bu iki iddiayı birlikte seslendiren zihinsel çerçeveye göre, liberalizm insanın insanlığını inkâr ettiği gibi, Tanrı'nın da Tanrılığını inkâr eden hedonist bir düşünceden başka bir şey değildir. Biz bu bağlamda, din adına liberalizme yönelik eleştirilere cevap vermek yerine, liberal düşünce ve insan arasındaki ilişkiye dair düşüncelerimizi kısaca ifade etmek istiyoruz.

Bu eleştirilerin aksine, liberalizm insanı esas alan, insanın özgürlüğünü, özgünlüğünü ve onurunu ciddiye alan, insanı insan yapan bu değerler üzerine titreyen insani bir düşünce geleneğidir. Liberalizm, insana standart mutluluk reçeteleri sunmak yerine, herkesin kendisini mutlu edecek yolu aramaya, onun için çabalamaya ve kendisi için en uygun olan yaşam tarzını, değerleri ve ideolojiyi seçmeye hakkı olduğunu savunmaktadır. Liberalizm, bireyin kendisi için en uygun olan yaşam tarzını seçmeye, yaşamaya ve değiştirmeye hakkı olduğunu vurguladığı gibi, devletin kötülük taraflarına, devlet denilen organın insanı, onurunu, özgürlüğünü ve haklarını ortadan kaldıracak en büyük kötülük olduğuna ısrarla dikkat çekmektedir. Dini perspektiflerden liberalizmi eleştirenlerin anlamakta zorlandıkları hatta hiç anlayamadıkları temel nokta şudur: Liberalizm, hiçbir şekilde bireyin karşısına hasım olarak Tanrı'yı koymamaktadır. Liberalizm, bireyi Tanrı'dan değil, devletten korumak amacındadır. Başka bir ifade ile, liberalizme göre bireyin ötekisi Tanrı değil, devlettir.

Devamını oku:

 
Sırbistandan da Öğrenecek Şeyimiz Varya, Yazıklar Olsun! PDF Yazdır E-posta
Cuma, 02 Nisan 2010 10:48

Mehmet Ali ERTÜRK

Yirminci yüzyıl insanlık tarihine soykırımlarla geçmiş bir yüzyıl. Yahudi soykırımından Ruanda’ya kadar dünyanın hemen her tarafında insan eliyle hazırlanmış korkunç felaketler yaşandı. Bu Felaketler içerisinde belki de Müslüman olmamız hasebiyle içimizi en çok acıtanı Bosna’da yaşananlardı. 1991-95 arası yaşanan korkunç savaşta binlerce Boşnak katledilmiş ve AP/Avrupa parlamentosu burada yaşananları bir soykırım olarak kabul etmişti.

Geçtiğimiz günlerde samimiyeti tartışılmakla beraber Sırbistan Parlamentosu 1995’te Sırp ordusunun Srebrenitza’da yaptığı katliamdan dolayı soykırım kelimesini kullanmadan, sadece AP’nin kararına atıfta bulunarak resmen özür diledi.

Sırplar, Osmanlı tebası arasında en erken etnik farklılığını kavrayarak milliyetçiliğini tamamlayan grup olmuştur. Bu bakımdan bu özür –katledilen masum canları geri getiremese de- bizim içinde çok derin anlamlar taşımalıdır. Milliyetçilik mikrobunun en fasit şekliyle iliklerine kadar işlemiş milliyetçiliklerinden birine sahip olan Sırpların bu özrü -çıkarları söz konusu olsa bile- çok kolay dileyebildiklerini düşünmemek gerekir. İnsanların özür dilemesinin bile çok güç olduğunu bilirken, toplumların bunu çok daha kolay dileyebileceklerini düşünmemizi gerektiren hiçbir veri yoktur elimizde. Sırpların inşa edilmiş tarihleri ile aşırı milliyetçi bir çizgiden bu noktaya gelmeleri aslında Türkiye’deki aşırı milliyetçi-muhafazakâr odakları rahatsız edecek bir çizgi taşımaktadır. Sırplar daha dün gibi yakın bir zamanda işledikleri bir cinayetten utanarak ve sıkılarak onunla yüzleşmeyi seçmiştir. Bu yüzleşme takdir edilir ki biraz utangaç ve çekingen bir özürdür. Tam anlamı ile bir kabullenişlik yoktur. Ama sonuç itibariyle ortada her şeye rağmen bir özür vardır.

 
Müfredata “Alevilik” Konusunun Girmesi Yeterli Mi? PDF Yazdır E-posta
Cuma, 02 Nisan 2010 19:49

Hasan Yücel BAŞDEMİR

Alevi açılımının en önemli başlıklarından biri, zorunlu din dersinde Aleviliğe yer verilip verilmemesi konusudur. Bazı Alevi temsilciler, din derslerinin zorunlu olmaktan çıkarılmasını isterken genel eğilim, müfredattaki Alevilikle ilgili bilgilerin genişletilmesi yönündedir.
Müfredatın büyük bir bölümü Aleviliğe ayrılmış olsa bile sorunun çözülmesi mümkün değildir. Türkiye’de din derslerinin amacının ne olduğu, onun bilimsel-seküler bir öğretimi mi yoksa dini-ahlaki eğitimi mi amaçladığı ve hangi politik bakış açısına göre düzenlendiği konusunda ciddi belirsizlikler vardır.
Yapılmak istenen yeni düzenlemelerin amacı, çoğulcu bir eğitim sistemi geliştirmektir. Ya da en iyimser yaklaşımla birçok kişi böyle olduğunu düşünüyor. Ancak mevcut düzenlemelere ilave olarak atılan her olumlu adım, gerçekte sorunu çözmek yerine tam olarak amacının ne olduğu belli olmayan eski bir elbiseye yama yapmaktan başka bir anlam ifade etmeyecektir. Öncelikle din derslerinin müfredat içindeki yerini belirleyecek ve hangi politik bakış açısıyla sonunun çözülmesi gerektiği ile ilgili zihinleri netleştirecek bir bakış açısına ihtiyaç vardır.
Mevcut milli eğitim müfredatı, din eğitiminde dinin devlet tarafından kontrol edilmesi esasına dayanır. Sınırlarını devlet görevlilerinin belirlediği makbul bir dini öğreti, resmi din eğitiminin tüm aşamalarına hakimdir. Bu, konuları milli laikliğin süzgecinden geçirilmiş bir Hanefiliktir. Bu durum, zorunlu din dersi, İmam-Hatip Liseleri, İlahiyat Fakülteleri ve Diyanet için de böyledir.

 
Madımak'ın gölgesi Alevi açılımına düştü PDF Yazdır E-posta
Cuma, 02 Nisan 2010 11:19

Şenol KALUÇ

Geçenlerde Ankara’da Devlet Bakanı Faruk Çelik Başkanlığında Alevi Çalıştayları sürecinin nasıl yönlendirileceği ile ilgili önemli bir toplantı gerçekleştirildi. Toplantının içeriğinin daha önce davetlilere bildirilmemesi toplantının verimini düşüren önemli bir faktördü. Sayın Bakan toplantıyı Madımak Otelinin kamulaştırılacağı haberi ile açarken, toplanma amacının özellikle iki konuda ortak bir çalışma yapılması ve komisyonların kurulması olduğunu söyledi.
Bakandan destek isteği
Alevi çalıştayları nihai raporunun önümüzdeki bir, bir buçuk ay içerisinde tamamlanacağını belirten Çelik, bu süreçte zaman kaybedilmeden “Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi” derslerinde Alevilikle ilgilimüfredatın oluşturulması ve Cemevlerinin nasıl bir statüye kavuşturulabileceği konusunda çalışacak danışma heyetlerinin kurulması konusunda destek istedi.
Madımak damga vurdu
Ancak toplantıya doğal olarak yine Madımak konusu damga vurdu. Planlanandan çok daha uzun süren toplantı, kısır bir döngüye düşerken; aslında Alevi sorunun önündeki en önemli psikolojik duvarın bu aşamada Madımak olgusu olduğu bir kere daha görüldü. Bakanın otel kamulaştırılacak ve uygun bir çözümyolu bulunacak demesine rağmen katılımcıların önemli bir kısmı tatmin olmadı.

 
BAYARAMINIZ KUTLU OLSUN PDF Yazdır E-posta
Pazar, 04 Nisan 2010 11:04

Bugün Hıristiyanların Paskalya Yortusu ve Yahudilerin Pesah (Hamursuz) Bayramı,

her iki dinden mü’minlere kutlu olsun!

Liberalevi.com

 
ANAYASA ÇIKMAZI PDF Yazdır E-posta
Pazartesi, 29 Mart 2010 11:48

Erdoğan BAYAZIT
Ülkemiz;  12.Eylül 1980’de darbe yapan beş general tarafından,  atanmış bir meclis tarafından hazırlanıp, yine darbeci beş general tarafından onaylanıp halkoyuna sunulmuş ve %92 oyla kabul edilmiş,1982 anayasası ile yönetilmektedir.

Bizim anayasamıza göre devlet üç temel erk tarafından yönetilmektedir. Bu erkler, bilindiği üzere “yasama, yürütme ve yargıdır”. Saydığımız bu üç erk, halk tarafından kabul edilmiş anayasadan aldıkları güçle görev yaparlar ve bu üç erk, birbirlerinin görev alanlarına müdahale edemezler.

Anayasalar bilindiği gibi halkoyu ile yürürlüğe girer. Anayasaların meşruiyeti, halktan aldıkları onaya dayanır. Anayasaların meşruiyeti halka dayanmasaydı, darbeci beş general kabul ettikleri anayasayı, halkoyuna sunmazlardı. Cumhuriyet döneminde yapılmış anayasaların tümü; ya halkoyuna sunularak ya da halkın vekillerinin oluşturduğu seçilmiş T.B.M.M. tarafından kabul edilerek yürürlüğe girmiştir. Halka dayanmayan bir gücü, halka rağmen kullananlar olursa; açık açık anayasal suç işlemiş olurlar.

 
TRT ARAPÇA PDF Yazdır E-posta
Pazar, 28 Mart 2010 13:32

A.Yılmaz Soyyer

TRT Arapça adlı kanal 4 Nisan 2010’da yayına başlayacak. Türkiye Cumhuriyeti merhum Turgut Özal döneminde Türk Dünyası’nı hatırlamıştı; bugün de yavaş yavaş Arap Dünyası’nı hatırlıyor.  Hükümetin Arap ülkeleriyle gerçekleştirdiği çeşitli ilişkilerden sonra TRT’nin yirmi dört saat Arapça yayın yapacak bir kanalı açması çok önemli bir gelişmedir.  Son derece acı mağlubiyetlerle eski topraklarını emperyalist devletlere kaptırışını, “Arap kardeşlerimiz arkamızdan hançerledi” türünden aklileştirmelerle açıklayıp kendi kendisini inandırmaya çalışan devlet, nihayet aklını başına toplamaya kararlı görünmekte. Bu hançerlenme edebiyatı bizim tam bir yüz yıl doğal coğrafya uzantılarımızla ilişkilerimizi engelledi. Hatta dün akşam Habertürk kanalındaki “Tarihin Arka Odası” programında Murat Bardakçı aynı söylemi tekrarlamaktaydı. Doç. Dr. Erhan Afyoncu “kaç tane Arap ihanet etti? Onlar bir avuç eşkıyaydılar” diyerek kendisine gerekli cevabı verdiyse de Murat bey ısrarından bir türlü vaz geçmedi. Rahmetli babası yaşasaydı gerekenleri söylerdi sanırım.

Uzun yıllar önce devlet, daha doğrusu bürokrasi, Türk milletinin İslamla olan her türlü ilişkisini kesmek niyetindeydi. Öyle ki Fransız tipi katı laikliği yerleştirebilmek için dili sekülerleştirme sevdasına kapıldılar. Türkçe’nin Arapça ile ilişkilerini keserek, yani dilin İslami arka planını unutturarak, pozitivist bir toplum yaratmak istediler. 1970’li yıllara geldiğimizde ise bu amaçları için pozitivist ve ateist solu Türk halkının değerlerini değiştirtmek için kullandılar. O dönemde en hızlı sosyalistlerimiz bile Türkçe konusuna gelince tam bir ırkçı kesilmişlerdi. Bu ırkçı sosyalistler –Alevi olanları hariç- türkülerimize bile sırt döndüler. Onları yönlendiren bürokratlarsa yüz yıllarca gazellerle, şarkılarla, türkülerle, nefeslerle yaşamış bulunan bu milleti zorla konser salonlarına tıkıp konçerto dinletti. Bununla da yetinmeyip onların ödediği vergilerle Klasik Batı müziğini geliştirip bütün okullara soktular.

 
Anayasayı Kim Değiştirecek, Marslılar mı? PDF Yazdır E-posta
Cumartesi, 27 Mart 2010 12:05

Şenol KALUÇ

Son dönemlerde sık sık gündeme gelen Anayasa değişikliği tartışmalarında muhalefet partileri sözcülerinden “Ak Parti bu Anayasayı değiştiremez”, “Bu meclis bu Anayasayı değiştiremez”, “Anayasayı değiştirmek için kurucu meclis gerek” tarzında demokrasi dışı bir zihin dünyasını ifade eden sözler duymaktayız.

İnsan ister istemez merak ediyor yasama görevini üstlenen meclis Anayasayı değiştiremeyecekse kim değiştirecek? Hâlbuki 12 Eylülden bu güne mevcut Anayasanın sağı solu defalarca değiştirilmiştir. Yamalı bohça haline gelmesine rağmen mevcut Anayasa üstündeki darbeci gömleği bir türlü atamamıştır. Sayıyla 35, yazıyla otuz beş defa değiştirilen bir metni neden bu meclis ya da bu hükümet değiştiremesin şaşırtıcı.

Aslında buradaki sorun Anayasanın değişmesi değil, muhalefeti oluşturan partilerin hayallerini iktidar olabilmek ihtimalinin süsleyememesidir. Normal şartlarda Anayasa değişikliklerinden hoşnut olmayan muhalefet partileri güçlü bir şekilde gelecekleri bir dönemde hoşnut olmadıkları maddeleri yine meclis eli ile düzeltebilirler ya da o kadar beklemeden kamuoyundan daha büyük destek alabilecek ve hükümeti köşeye sıkıştıracak demokratik tekliflerle gelebilirler. Ancak, ne mümkün! Yakın gelecekte iktidar olma ve çoğunluğu elde etme gibi bir hayalleri olmayan muhalefet partilerinin bu gün böylesine demokrasi dışı söylemlere sahip olmalarına şaşırmamak gerekiyor.

 
ERMENİ MESELESİNE YAKLAŞIM PDF Yazdır E-posta
Çarşamba, 17 Mart 2010 22:02

Erdoğan BAYAZIT

Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İngiltere ziyareti esnasında BBC Türkçe bölümünden Hüseyin Alkan’ın sorularını yanıtlarken; Ermeni tasarıları nedeniyle yaşanan krizin Ermenistan'a zarar vereceğini söyleyerek, "Biz tabii sıfır sorun politikamızı kararlı bir şekilde sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Ama biz elimizi uzatırken karşımızdaki elini yumruk haline getiriyorsa bizim yapacak bir şeyimiz olmaz" dedi. Erdoğan, Türkiye'de bulunan 170 bin Ermeni’nin 100 bininin Türk vatandaşı olmadığını belirterek, “Ama yüz binini biz ülkemizde şu anda idare ediyoruz. E ne yapacağım ben yarın, gerekirse bu yüz binine hadi siz de memleketinize diyeceğim, bunu yapacağım" diye konuştu.

1915 yılında Ermeni çeteleri karşısında çıkmazda kalan, İttihat Terakki Lideri Enver Paşa, yüz binlerle ifade edilen Osmanlı vatandaşı olan Ermeni’yi, İmparatorluğun bir başka bölgesine yerleştirmek üzere zorunlu göç’e (tehcir) tabi tuttu. Binlerce günahsız Ermeni vatandaşımız; yollarda bulaşıcı hastalıklardan, zor yol koşullarından, açlıktan, yağmalama olayları sırasında aldıkları ağır darbeler ve diğer olumsuz etkilerden dolayı canlarını kaybettiler.

Yaşanan bu olumsuz tarihi olayın (1915), dünya diplomasisinde, ülkemiz adına önümüze çıkardığı zor koşullar düşünüldüğünde, bu gün tarihi tekerrür ettirircesine, ülkemizde kaçak işçi olarak çalışmakta olan, 100.000 Ermenistan vatandaşı Ermeni’yi sınır dışı etmek, belki de uygulanması en kolay bir hükümet kararı olabilir.

Bu gün böyle bir hareket; tarihin çeşitli kesitlerinde ezilmiş, masum insanlara kapılarını açmış Osmanlı’nın torunlarına ne kadar yakışır bilinmez.

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 9 - 12
Joomla School Template by Joomlashack
School Joomla Templates and Joomla Tutorials