Hz. Ali Sıffin'den dönerken okuduğu bu hutbesinde insanların bi'setten önceki hali, Peygamberin, Ehl-i Beytin vasıfları ve diğer insanların durumu söz konusu edilmiştir. "Nimetini tamamlamak, izzetine teslim olmak ve gü­nahlarından korunmak için Allah'a hamd ederim. Yeterli­liğine (kifayetine) olan ihtiyacımdan dolayı O'ndan yardım dilerim. Allah'ın hidayet ettiği sapmaz, kendisine düş­manlık eden kurtulmaz, kendisine yeterli olduğu (kifayet ettiği) kimse yoksul olmaz. O'na hamd etmek ölçülüp tar­tılan ve saklanıp korunan her şeyden daha üstündür.

BİLAL SAMBUR
Madımak üzerine yeniden düşünmek PDF Yazdır E-posta

Bilal SAMBUR

2 Temmuz 1993 tarihinde meydana gelen katliamdan dolayı Madımak, Sivas'ta bir otele ad olmanın ötesinde anlamlar kazanmış bulunmakta.

Madımak'ta yaşananlar etrafında şimdiye kadar bir sürü tartışma yapıldı. Madımak katliamı, hâlâ aydınlanmayan yönleriyle de vicdan ve bilinçlerimizi rahatsız etmektedir.

Madımak katliamından sonra kurulan birçok hükümet, Madımak konusunda hiçbir şey yapmadı. AK Parti hükümetinin başlatmış olduğu Alevi açılımı çerçevesinde yapılançalıştaylarda Madımak, üzerinde en çok konuşulan ve tartışılan konu oldu. Geçmiş hükümetlerin aksine AK Parti hükümeti, ilk defa Madımak konusunda somut bir adım attı. Devlet Bakanı Faruk Çelik, Madımak Oteli'nin kamulaştırılma işinin bitirildiğini duyurdu. Madımak'ın kamulaştırılma işinin tamamlanmasını gecikmiş olumlu bir gelişme olarak değerlendirebiliriz.

Madımak katliamını sadece bir mezhebe mensup insanları ilgilendiren bir konu olarak değerlendirmek büyük bir yanlıştır. Madımak, herhangi bir mezhep grubunu ilgilendiren bir konu olmanın ötesinde bu toplumda insanım diyen herkesi ilgilendiren, direkt insanlığımızla ilgili bir husustur.

Devamını oku:

 
Parti, başkanını değiştirdi, başkan partisini değiştirebilecek mi? PDF Yazdır E-posta

Bilal SAMBUR

Değişim ve yenilik kavramları etrafında büyük bir çekim oluşturulmaya çalışılan Kılıçdaroğlu'nun hafta sonu yapılan kurultayda tarihsel bir dönüşümün ve değişimin mesajlarını vermesi bekleniyordu.

Ancak Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin demokrasi, hukuk ve özgürlük yönünde özlediği değişim ve dönüşümün mesajlarını vermek yerine, kendisine verilen rolü utangaç bir şekilde oynamak isteyen ancak okulun sene sonu müsameresinde göstereceği performansla öğretmenlerinden ve ebeveynlerinden tam bir aferin almaya arzulu bir ortaokul öğrencisi gibiydi. Son CHP kurultayı, aslında bir kurultayı değil, daha çok bir müsamereyi andırıyordu. Bu müsamerede sergilenen oyunun adı 'İkinci Karaoğlan: Kılıçdaroğlu'ydu. Bu kurultayda, İkinci Karaoğlan'ın Kılıçdaroğlu olduğu mesajını vermek için her şey yapılmıştı. Kılıçdaroğlu, halka sempatik gözükmek için halka halkçı ve devrimci mesajlar verdi, Ecevit gibi kasket giydi, Rahşan Hanım'a saygılarını iletti. Kılıçdaroğlu, konuşmasında halkı Ecevit'i sevdikleri kadar kendisini de sevmeleri gerektiğine ikna etmeye çalıştı. Eski rejim, Kılıçdaroğlu'nu Karaoğlan gibi topluma pazarlayarak kendisini aynen devam ettirmeyi amaçlamaktadır.

Kurultayda İkinci Karaoğlan rolünü oynayan Kılıçdaroğlu'nun asıl gündeminde eski rejimin olduğu gibi devamı vardı. Baykal, 'eski rejim'in anlayışını savunan Ergenekon'un avukatı olduğunu söylemişti. Kılıçdaroğlu ise, eski rejimin avukatı olmanın ötesinde, kendisini eski rejimin yılmaz savaşçısı olarak deklare etti. Otuzlara ait ideolojik modeli hararetle savundu, eski rejimin yasa dışı oluşum ve uzantılarına açıkça desteğini sundu ve demokratik hükümeti suçladı.

Devamını oku:

 
Liberalizm gizli bir din düşmanı mı? PDF Yazdır E-posta

Bilal SAMBUR

Dinî bir perspektife sahip olan bazı aydınlarımız tarafından, liberalizmin insan ve özgürlük düşüncesine yönelik birtakım eleştiriler yapılmakta.

Bu yazarların liberalizmin insaniliğini hedef aldığı görülmektedir. Hatta liberalizmin insanlık karşıtı bir vahşet ve cahiliye düşüncesi olduğu ifade edilmektedir. Dinî perspektiften liberalizme yönelik yapılan eleştiriler, iki iddia üzerinde odaklaşmaktadır. Birinci iddiaya göre, liberalizm, bireyi Tanrılaştırmaktadır. İkinci iddiaya göre ise, liberalizm, bireyi hiçbir ahlaki ve insani kaygısı olmayan bedeni ve şehevi arzularının esiri bir mahluk yapmaktadır. Bu iki iddiayı birlikte seslendiren zihinsel çerçeveye göre, liberalizm insanın insanlığını inkâr ettiği gibi, Tanrı'nın da Tanrılığını inkâr eden hedonist bir düşünceden başka bir şey değildir. Biz bu bağlamda, din adına liberalizme yönelik eleştirilere cevap vermek yerine, liberal düşünce ve insan arasındaki ilişkiye dair düşüncelerimizi kısaca ifade etmek istiyoruz.

Bu eleştirilerin aksine, liberalizm insanı esas alan, insanın özgürlüğünü, özgünlüğünü ve onurunu ciddiye alan, insanı insan yapan bu değerler üzerine titreyen insani bir düşünce geleneğidir. Liberalizm, insana standart mutluluk reçeteleri sunmak yerine, herkesin kendisini mutlu edecek yolu aramaya, onun için çabalamaya ve kendisi için en uygun olan yaşam tarzını, değerleri ve ideolojiyi seçmeye hakkı olduğunu savunmaktadır. Liberalizm, bireyin kendisi için en uygun olan yaşam tarzını seçmeye, yaşamaya ve değiştirmeye hakkı olduğunu vurguladığı gibi, devletin kötülük taraflarına, devlet denilen organın insanı, onurunu, özgürlüğünü ve haklarını ortadan kaldıracak en büyük kötülük olduğuna ısrarla dikkat çekmektedir. Dini perspektiflerden liberalizmi eleştirenlerin anlamakta zorlandıkları hatta hiç anlayamadıkları temel nokta şudur: Liberalizm, hiçbir şekilde bireyin karşısına hasım olarak Tanrı'yı koymamaktadır. Liberalizm, bireyi Tanrı'dan değil, devletten korumak amacındadır. Başka bir ifade ile, liberalizme göre bireyin ötekisi Tanrı değil, devlettir.

Devamını oku:

 
ALEVİ SORUNU NASIL ÇÖZÜLÜR? PDF Yazdır E-posta
Bilal SAMBUR

Açılım kavramı, son bir yıldır herkes için özel bir anlam taşımaya başladı. Geniş toplum kesimleri, bu kavrama  çok önem vermektedirler. Günlük hayatımızda bile yapmak istediğimiz birçok yeniliği ve değişimi açılım kavramıyla ifade etmeye başladık.

Son doksan yıldır, geniş toplum kesimleri, statükonun kendilerini dışladığını, yok saydığını, görmezden geldiğini, inkar ettiğini, hak ve özgürlük sahibi bireyler olarak  kabul etmediği düşüncesi içindedir. 

Aleviler, Kürtler, Gayri Müslimler, köylüler ve dindarlar gibi geniş  toplum kesimleri, kendilerini en çok mağdur  hisseden  bireyler ve gruplar olarak öne çıkmaktadırlar.

Son bir yıllık zaman diliminde hükümet, açılım adı altında  geniş toplum kesimleriyle ilişki içine girmeye çalışmakta ve bu kesimlerin sahici sorunlarına çözüm bulma arayışındadır. Alevi açılımı, Kürt açılımı, Roman açılımı,  Gayri Müslim açılımı gibi girişimleri, hükümetin  farklı toplum kesimleriyle tanışması, onların ciddi hak ve özgürlük sorunlarının olduğunu tanıması, onları dinlemesi açısından önemli ve olumlu gelişmeler olarak değerlendirmek mümkündür.

Devamını oku

 
Alevi Sorununu, Özgürlükçü ve Çoğulcu Bir Anlayış Çözer! PDF Yazdır E-posta

 

Açılım kavramı,  son bir yıldır  herkes için özel bir anlam taşımaya başladı.Geniş toplum kesimleri, bu kavrama  çok önem vermektedirler. Günlük hayatımızda bile  yapmak istediğimiz birçok yeniliği ve değişimi açılım kavramıyla ifade etmeye başladık.

Son doksan yıldır, geniş toplum kesimleri, statükonun kendilerini dışladığını, yok saydığını, görmezden geldiğini, inkar ettiğini, hak ve özgürlük sahibi bireyler olarak  kabul etmediği düşüncesi içindedir.  Aleviler, Kürtler, Gayri Müslimler, köylüler ve dindarlar gibi geniş  toplum kesimleri, kendilerini en çok mağdur  hisseden  bireyler ve gruplar olarak öne çıkmaktadırlar.

Son bir yıllık zaman diliminde hükümet, açılım adı altında  geniş toplum kesimleriyle ilişki içine girmeye çalışmakta ve bu kesimlerin sahici sorunlarına çözüm bulma arayışındadır. Alevi açılımı, Kürt açılımı, Roman açılımı,  Gayri Müslim açılımı gibi girişimleri, hükümetin  farklı toplum kesimleriyle tanışması, onların ciddi hak ve özgürlük sorunlarının olduğunu tanıması, onları dinlemesi açısından önemli ve olumlu gelişmeler olarak değerlendirmek mümkündür.

Alevi açılımı, hükümetin girişimleri içerisinde çok önemli ve özel bir yere sahip  bir girişim olarak değerlendirme mümkündür. Açılım kapsamında, altı Alevi çalıştayı yapılmış ve en son çalıştay da  geçtiğimiz hafta sonu içinde yapıldı. İlk altı çalıştayda sivil toplum örgütleri, Alevi kuruluşları, gazeteciler, akademisyenler ve ilahiyatçılarla bir araya gelindi ve onların görüş ve düşünceleri alındı. Son çalıştayda  ise Alevi sorununun  çözümüne dair öneriler ortaya konmaya ve hükümet İçin yol haritası niteliğinde  ne yapılacağına dair bir yol haritası çıkarılması planlanmaktadır.
 
Çoğulculuk ve din(ler)in özgürlüğü PDF Yazdır E-posta

 

Çoğulculuk ve din özgürlüğü çerçevesinde insanların farklı seküler ve dinî yaşam tarzları üretmeleri ve bunların fikirler pazarında serbestçe birbiriyle yarışma kapasitesine sahip olması modern olarak nitelenmeyi daha çok hak etmektedir.

Ülkemizde din sürekli olarak tartışılmasına rağmen, din olgusuna özgürlük ve çoğulculuk perspektifinden çoğu zaman yaklaşılmadığı görülmektedir. Templeton Vakfı'nın 20-22 Nisan'da İstanbul'da düzenlemiş olduğu sempozyumda dine, çoğulculuk ve özgürlük açısından yaklaşma imkânı bulduk. Yerli ve yabancı birçok entelektüelin katıldığı sempozyumda, dine pozitivist ve totaliter ideolojilerin perspektifinden yaklaşmanın verimsiz ve boş bir çaba olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

 
Alevilerin din özgürlüğü rüyası ne zaman gerçekleşir? PDF Yazdır E-posta

 

Türkiye’nin yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğu şeklindeki klişe çok sık bir şekilde tekrar edilmektedir. Bu klişeyi en çok resmî ağızlar söylemektedir. Dinden kişi ve Tanrı arasında vicdani bir iş olarak söz eden resmî çizginin, toplumun yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğunu sürekli olarak vurgulamasında şaşılacak bir şey yoktur, çünkü resmî çizgi etnik ve kültürel açıdan olduğu kadar dinî açıdan da homojen bir toplumsal yapı istemektedir. ‘Bu ülkenin yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğu’ söylemi ilk bakışta çok masum gözükse de bireysel özgürlükler ve toplumsal dinî hayatın çoğulculuğu açısından çok problemlidir.

Farklı inanç ve ideolojilere mensup insanlar, ‘nüfusun yüzde doksan dokuzunun Müslüman olduğu ülke’ klişesinden duydukları rahatsızlığı sürekli olarak gündeme getirmektedirler. Bu klişeye en büyük meydan okuma Alevilerden gelmektedir. Aleviler, bu yüzde doksan dokuz klişesinin kendilerini inkâr ettiğini, kendi farklılık ve özgünlüklerini ortaya koymadığını bilakis örttüğünü söylemektedirler.

 
Laisizmin ABC’si ve öz Türkçe’si PDF Yazdır E-posta

 

Üst düzey militer yetkililerden biri laikliğin Türkiye’nin varoluş felsefesi olduğunu söyledi. Bu laikliğin laisizme dönüşmesi yani kendine yabancılaşmasıdır. Laikliğin, ‘akılcılık’, ‘bilimsellik’, ‘aydınlanma’ ve ‘ilericilik’ gibi kavramlarla temellendirilmeye çalışılması da laisizmden dolayıdır, çünkü laisizm, bu kavramlarla kendi amentüsünü yazar.

TÜRKİYE’DE en tartışılan kavramların başında laiklik gelir. Laiklik kavramı, asli anlamından ziyade doğruluğu tartışılmaz, gerçekliği kendisinden kaynaklanan en üst otorite statüsüne yükseltilmeye çalışılmaktadır. Bilim kavramı etrafında bilimsellik sıfatını kullanarak sosyalizmi meşrulaştırmaya ve yüceltmeye çalışan sosyalistler gibi Tek Parti ideolojisinin takipçileri de laiklik etrafında her dediklerinin, en ilerici ve en akılcı olduğunu topluma dayatmaya çalışmaktalar. Pozitivist ve sosyalistlerin bilimi putlaştırmaları bilimcilik (scientizm) dediğimiz sahte bir din yaratırken laikliğin laisizme dönüşmesi de benzer bir şekilde dinimsi diyebileceğimiz seküler bir dinin doğuşuna neden olmaktadır.

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 2
Joomla School Template by Joomlashack
School Joomla Templates and Joomla Tutorials