Hz. Ali Sıffin'den dönerken okuduğu bu hutbesinde insanların bi'setten önceki hali, Peygamberin, Ehl-i Beytin vasıfları ve diğer insanların durumu söz konusu edilmiştir. "Nimetini tamamlamak, izzetine teslim olmak ve gü­nahlarından korunmak için Allah'a hamd ederim. Yeterli­liğine (kifayetine) olan ihtiyacımdan dolayı O'ndan yardım dilerim. Allah'ın hidayet ettiği sapmaz, kendisine düş­manlık eden kurtulmaz, kendisine yeterli olduğu (kifayet ettiği) kimse yoksul olmaz. O'na hamd etmek ölçülüp tar­tılan ve saklanıp korunan her şeyden daha üstündür.

BERAT ÖZİPEK
‘Haliç’te Yaşayan Sazanlar’ 7 Eylül’ü hatırlar mı? PDF Yazdır E-posta

Berat ÖZİPEK

Hanefi Avcı’yı tanımam. Kitabını da okumadım. Büyük kitapevlerinin girişinde gözümüzün içine sokulan kitaplardan uzak durmama rağmen bir ara alıp okumayı düşünmüştüm. Beni vazgeçiren bizzat yazarın kendisi oldu.
NTV’deki konuşmasına tam evden çıkarken rastladım. Oturup dinlemeye başlamıştım ki, Hrant Dink cinayetinin “göründüğü gibi” olduğunu söyleyince, kendi kendime “başka sorum yok hakim bey” dedim ve televizyonu kapatıp evden çıktım.
***
Avcı’ya göre “Dink meselesi”nde her şey çok açık! Meğer Türkiye’de öyle bir ortam yaratılmış ki, bir takım insanlar eylem yapacak hale gelmiş. Zaten “savcılar mermileri veren kişiye kadar herkesi ortaya çıkar[mış]”, burada zorlanan neymiş? Danıştay saldırısı, Hrant Dink’in öldürülmesi, Malatya’daki Zirve Yayınevi katliamı görünen failler tarafından işlenmiş. Bunların “görünen faillerden başka Ergenekon veya benzeri gruplar tarafından yapılmış olacağına mevcut deliller ve olayların oluş biçimine bakarak kimse beni ve makul birini ikna edemez” diyor Hanefi Avcı.
***
Ben Şamil Tayyar veya Mehmet Baransu gibi devletin kan ve irin kokan derin dehlizlerinde kimin kim olduğunu bilenlerden değilim. Kimin kimle dans ettiğini, kimin kiminle ittifak kurduğunu veya savaştığını bilemem. Hoş, okuyup öğrensem de unutuyorum.
Ama ben devleti bilirim.
Bildiğim için de ona inanmıyorum.

Devamını oku:

 
Bu Müslüman Demokratlarla işimiz zor! PDF Yazdır E-posta

Berat ÖZİPEK

Kürt Sorununu başımıza onlar açmadılar. Ne sorunu ortaya çıkaran ilk günahtan (inkar) sorumlular, ne de onu izleyen katliam, asimilasyon, tenkil, tedip, tehcir ve işkencelerden. Tersine, kendilerini de mağdur eden bir yapı (Devlet) ve zihniyetin (İttihatçılık-Kemalizm) pisliğini temizlemeye çalışıyorlar. Kilit konumdalar; çünkü üçüncü bir güç olarak sahnedeler.
Gel gelelim, bunu yapabileceklerinden pek emin olamıyor insan…
Çünkü seksen yıldır ceberut, jakoben, devletçi ve milliyetçi bir siyasi rejimde yaşamış ve ondan şöyle veya böyle etkilenmiş durumdalar. Sonuçta bu düzenin eğitim tezgahından onlar da geçtiler.
Eğitim yoluyla bulaşan hastalıklara karşı önlem almışlardı. Ama okulda kaldırdıkları korunma kalkanlarını camide indirdikleri için, resmi ideolojinin yeşil boyalısına doğrudan maruz kaldılar. Her Cuma kendilerine kakalanan hutbe arası devletçilik ve milliyetçilikle enfekte olmaktan kurtulamadılar. “Bu devlet, bu vatan, bu bayrak” gibi siyasi ve milli semboller sokuşturulmuş “dua”lara “amin” dedirtildiler.
Buna Osmanlı’dan tevarüs ettiğimiz “devlet otoritesine hörmet” ve “hikmet-i hükümet” takıntılarını da eklersek, bugünkü Müslüman demokratların Kürt meselesinde niye zihinlerinin net olmadığını ve akıl verdikleri hükümete niye cesur adımlar attıramadıklarını anlarız.
Ama resmin tamamı için buna bir de “sınıf”ı eklemek gerek.

Devamını oku:

 
Kedi ciğerden vazgeçer, CHP postaldan vazgeçmez! PDF Yazdır E-posta

Berat ÖZİPEK

Doktorun ciğeri yasakladığı bir kedi düşünün.  Her gün “bir daha ciğer yemeyeceğim” diyor ama kokusunu alınca heyecanlanıyor, görünce bütün diyeti bozuyor. CHP de onun gibi, postal sesi duyunca dağılıyor. Her darbe ve muhtıraya olay anında destek veriyor, sonra “o gün şartlar farklıydı”, “alkollüydüm” veya “ben onu kocam sandıydım” türünden mazeretler üretiyor. Toplum da mazoşist olmadığı için onu affetmiyor.
İşte bu yüzden
 AK Parti askerle kavga ediyor, dayağı CHP yiyor.
Son yazımda CHP’nin darbe zaafının tedavi edilemez olduğunu anlatmak için şöyle demiştim: “Yarın yine muhteris bir darbeci muhtıra vermeye kalksın, siz yine desteklersiniz.” Hafta geçmedi, CHP YAŞ’ta hükümete “teamül” adı altında kendi iradesini dayatmaya kalkan askerlere destek verdi. Kılıçdaroğlu, “siyaset teamüllere burnunu sokmasın” dedi ve CHP yine kaybetti.

Devamını oku:

 
Bak şu demokratlık taslayana! PDF Yazdır E-posta

Berat ÖZİPEK

Hindistan uyuma, Gandi’ye sahip çık!” demişti “Sivilay Genç”...
O uyarıyor ama bizim basın uyutmaya devam ediyor. “Gandi” ile birlikte CHP, “tarihi bir değişime” imza atmış.
 “35’inci maddenin değiştirilmesi” ve “27 Nisan muhtırasından hesap sorma girişimleri” bunun örnekleri arasındaymış.
Vatan öyle diyor.
***
CHP değişmiyor, ama lideri sık sık ağız değiştiriyor. “35. maddeyi kaldıralım” önerisini yazan gazeteler daha çöpe gitmeden, CHP’den yine “yanlış anlaşıldı” açıklaması geldi. Oysa biz “35. maddeyi kaldıralım” önerisinden “35. maddeyi kaldıralım”ı anlamıştık.
Ama öyle değilmiş.
CHP kaldırmak değil, değiştirmek istemiş. Herhalde “çok gerekmedikçe ordu yönetime el koymaz”a çevirirler diye düşünmüştüm, ama öyle bile değilmiş.
Meğer maddenin alanını daha da genişletip, “demokratik sistemin işlerliği çerçevesinde ve anayasaya bağlı olarak” gibi, hukuki bir metinde yer almaması gereken gayet soyut, her anlama gelebilecek ve her darbeci için yepyeni bir imgelem dünyasının kapılarını aralayacak ifadeler eklemiş. İşte benim tanıdığım CHP!

Devamını oku:

 
‘O generali dangalak olduğu için değil...’ PDF Yazdır E-posta

Berat ÖZİPEK

Obama, iktidarı eleştiren generali affetmedi.  ABD’nin Afganistan’daki ordusunun komutanı General Stanley McChrystal’ı azletti. Bunu yapmaktan üzüntü duyduğunu, ama olayın kişisel olmadığını belirtti ve ekledi: “Komutanın davranışı bir generalde bulunması gereken niteliklere uymuyordu”.
***
Demokrasilerde askerin siyasete karıştırılmamasının çok sebebi vardır. Ama demokrasinin güzelliği şudur ki, askere bunun neden böyle olması gerektiğini izah etme ihtiyacı yoktur. Askere düşen sadece siyasi otoriteye itaat etmektir; kararın hikmetini anlaması gerekmez.
***
Kore Savaşı zamanında ABD Başkanı Harry S. Truman’ın, savaşın kahraman generali Douglas MacArthur’u görevden alması bütün ülkeyi sarsmıştı. MacArthur, savaşın tam lehe döndüğü ve belki bütün Kore’nin alınabileceği bir zamanda barış yapılması kararına karşı çıkmış ve başkanı açıkça eleştirmişti.

Devamını oku:

 
Bu imamın arkasında namaz kılınmaz! PDF Yazdır E-posta

Beki Berat ÖZİPEK

Bazı suçlar vardır, affedilir. Bazı hatalar vardır, göz ardı edilir. Mesela işe geç gelen bir çocuk bakıcısına kızarsınız, ama alternatifiniz yoksa katlanabilirsiniz. Yanlış kararlar veren hakeme, dinde derin olmayan imama veya papaza da öyle. Ama öyle durumlar da vardır ki, artık ona o işi yaptıramazsınız. Öyle bir şey yapmıştır ki, onunla ipleri tamamen koparırsınız.
Tembel bakıcıya çocuğunuzu emanet edebilirsiniz; ama çocuk suiistimaline şahit olduğunuzda asla. Yanlış karar veren bir hakeme, eleman kıtlığında katlanabilirsiniz. Ama taraftarı olduğu takımın yenileceğini anlayınca dayanamayıp onlarla birlikte top koşturmaya başlayan hakeme artık bir daha asla o işi yaptıramazsınız. İmanı zayıf imama katlanırsınız, ama ateist olduğunu öğrendiğiniz imamın arkasında namaz kılmazsınız; ateist papazın sizi takdis etmesini istemez, ona kilise emanet etmezsiniz.

Kurumlara güven de tıpkı insanlara güven gibidir.

Devamını oku:

 
“Ergenekon bizim gerçeğimiz” PDF Yazdır E-posta

aaBerat ÖZİPEK

Türkiye bir korku cumhuriyetine dönüşmüş. Kimse kimseyle telefonda konuşamıyormuş. Akepeye karşı olanlar, milliyetçiler ve Atatürkçüler “Ergenekoncu” diye içeri alınıyorlarmış. Oysa Ergenekon diye bir örgüt yokmuş.
***
“Rüya bütün çektiğimiz” diyordu Ahmed Arif.
Yoksa bütün o yargısız infazlar, işkenceler, darbeler ve muhtıralar hayal miydi? Yoksa kendi halkına tuzak kurup, onları birbirine kırdırıp onların acılarından iktidar devşiren cuntacılar hiç var olmadı mı? Çorum, Maraş “münferit” veya “doğal” katliamlar mıydı? Hrant “milliyetçi duygularla” mı katledildi? Yaşadıklarımızın hiçbir “derin”liği yok muydu? Bütün bunlar olurken Türkiye “korku cumhuriyeti” değildi de, şimdi mi oldu?
***
Anlaşılan korku cumhuriyeti epeyce “sübjektif”miş…
Galiba gördüğünüzün ne olduğu biraz da baktığınız yere bağlıymış.

Devamını oku:

 
Tokat, Abant, Diyarbakır: Sivil toplum devreye giriyor PDF Yazdır E-posta

aaBerat ÖZİPEK

Elbette kolay olmayacaktı. Elbette 80 senelik sorunu tereyağından kıl çeker gibi çözmek mümkün değildi, öyle de olmadı. Muhalefet daha baştan karşı çıktı ve yol boyunca hep engel oldu, Hükümet kararlılık gösteremedi, hata yaptı, BDP “farklı gerekçelerle” CHP ve MHP ile birlikte hareket etti, medya Kandil’den gelenler örneğindeki gibi hep süreci zehirleyecek yayınlar yaptı...

Sonuçta öyle oldu, böyle oldu ve yeniden kan akmaya başladı. Şimdi Hükümeti açılımdan vazgeçirip, rutin şiddet ve etnik nefret sürecine döndürmek isteyen kötülüğün sesi daha gür çıkıyor.
***
Aklımızı başımıza devşirmemiz gerek. Çünkü “Demokratik Açılım”, “Kürt Açılımı”, adına ne derseniz deyin, bu sorunu çözmenin tek yolu. Sadece tek medeni, ahlaki veya mantıki yolu değil, tek yolu. Seksen yıldır tedip, tenkil ve tehcirle, operasyon düzenlemekle çözülemeyen bu sorun, bir seksen yıl daha bu yöntemde devam edilse çözülemez. Dahası, tarihin gittikçe hızlanarak aktığı bir dönemde, Türkiye bir seksen yıl daha bu sorunu kaldıramaz. Ya çözer, ya da, açık konuşalım, kanlı bir iç savaşla bölünür.

Devamını oku:

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 4
Joomla School Template by Joomlashack
School Joomla Templates and Joomla Tutorials