|
DERSİM/TUNCELİ ALEVİLİĞİNİN YENİDEN İNŞASI |
|
|
|
|
Yazar Şenol
|
|
Cumartesi, 22 Mayıs 2010 17:07 |
|
Ahmet TAŞĞIN
Esasen bildirinin ele almak istediği konu tam da burada başlamaktır. Çünkü Cumhuriyet ile kazanılan yeni kimlik ile bu kimliğin kazandırılma biçiminden ziyade sonucu ele alınıp hareket noktası yapılmalıdır. Tartışmayı açacak nokta tam da buradan itibaren ilerleyecektir. Gerçek şu ki Dersim/Tunceli Aleviliği Anadolu Aleviliğinin en netameli en karışık olanıdır. Bütün bunlara konunun siyasi boyutu da eklenecek olursa konu üzerinde söz söylemek cesaret istemektedir. Hakikaten hangi ifadeyi kullanılsa da böylesine ince ayarlı bir yerden çıkabilme imkanı oluşturulmalıdır. Öyle ki böylesine karmaşık bir konudan başarıyla çıkabilme konusunda şüpheler her zaman söz konusudur.
|
|
Salı, 25 Mayıs 2010 15:40 tarihinde güncellendi |
|
|
Mit ve Gerçeklik Arasında: Alevilikte Ehlibeyt |
|
|
|
|
Yazar Şenol
|
|
Pazartesi, 08 Şubat 2010 22:08 |
|
Ahmet TAŞĞIN
(24.07.2005)
Alevilik inanç, ibadet ve kurumlarının esasını oluşturan ehlibeyti ele alan makale, aynı zamanda Alevilikte ehlibeytin son dönemlerde hangi düzlemde ele alındığını da vermeye çalışacaktır. Buna göre makale ehlibeytin Alevilikteki yerinin tarihi ve kültürel boyutundan ziyade mitolojik ve inanç yönünü ele alacaktır. Modernleşme sürecinde yazılı kaynaklarla beslenen Aleviler, tarihi ve mitolojik olan iki ehlibeyt arasında kalmışlardır. Özellikle ehlibeyt konusundaki parçalanan inanç, mitolojik ve tarihi ikilemi sözel kültürün beslediği yazılı edebiyatın oluştuğu süreçte daha belirgin hale gelmiş ve yazılı kültürün sınırlayıcı alanına sıkışmıştır.
Giriş
Geçmişten günümüze “Sünni”ler Alevilik konusunda asgari düzeyde de olsa bir kısmı yazılı kaynaklarda, bir kısmı da toplumun kolektif hafızasında yer alan bazı bilgilere sahiptir. Bu bilgiler, Aleviliğin Kızılbaşlık şeklinde nitelendirilmesine kadar ki dönemi de dahil hem içeriğini hem de düzeyini korumuştur. Aleviliğin tarihte birden fazla isimle tanımlanıp, son dönemde de Alevilik şeklinde isimlendirilmesi, Alevilik hakkındaki kanaati tek yönlü olarak değiştirmiştir. Bu değişim aynı zamanda Aleviliğin kamuya açılmasını ve yer edinmesini sağlamıştır. Bu yeni konumlarında Alevilerin hem kendileriyle hem de Sünnilerle yüzleşmesiyle, geleneksel tutumda meydana gelen farklılaşma / değişim toplumsal hafızayı yeniden kurmuştur. Sonuçta Alevilerin kamusal alanda kendilerini daha çok ifade imkanı bulmaları sonucunda Sünniler, Alevilerin “inanç” ve “ahlak ilke”leri ile ilgili bilgilerinin hatalı olup amaçlı bir propaganda ile oluşturulduğunu kabul etme eğilimi göstermişlerdir.
Kamusal alanda görünmek ve Sünnilerin Alevilere ilişkin görece değişimi karşısında Aleviler, geleneksel tutumlarını koruyarak kendilerinin Müslüman oldukları, hatta İslam’ın özünü temsil ettiklerini savunmak “zorunluluğuna” devam etmişlerdir. Sünniler tarafından dile getirilen “inanç” ve “ahlaki zafiyet”ler konusunda iki farklı durum ortaya çıkmış: 1-Ahlaki zafiyetlere ilişkin söylem, kamusal alanda kendilerine yer edinen Aleviler ile Sünnilerin karşılaşmaları, oluşturulan “utanç” alanının yeniden gözden geçirilmesine neden olmuştur. 2-Bu karşılaşma Sünnilerin Alevilere ilişkin öteden beri sürdürdükleri siyasal propagandanın bir parçası olan “utanç” alanını yeniden gözden geçirmekle kalmamış aynı zamanda Alevilerin de Sünnilere ilişkin öteden beri sürdürdükleri siyasal propagandalarının bir parçası olan “dini alanı: İslam’ın özünü” teşkil eden parçasını gözden geçirmelerini sağlamıştır. Bu bakımdan da Alevilere utanç alanı oluşturanların bu karışlaşma sonunda kendileri için de aynı alanı oluşturdukları gerçeğini görmelerine imkan sunmuştur. Ta ki bu durum, bir televizyon programı sunucusu vesilesiyle Türkiye’nin kendi gerçeğini görmesine kadar sürdü. Topluluklar, utanç alanlarından bir televizyon program sunucusunun dile getirdiği “Kızılbaş” sözü üzerinden kurtuldular veya en azından programa gösterilen tepkiler ile bu program çerçevesinde yürütülen tartışmaların kamuoyuna yansıyan biçimiyle kurtulmaya çalıştıklarına dair bazı ipuçlarının ortaya çıktığı sonucunu çıkarabiliriz.
Ahlaki zafiyetlerinin dışında Alevilerin, Sünnilerin zihinsel dünyalarındaki görünürlüğünün bir başka yönü de Sünni inanç ve ibadetlerine olan “mesafe”leridir. Doğrusu bu, hem Sünniler hem de Aleviler tarafından tartışılmaya devam etmekte ve özellikle modern dönemde Alevi kimliğinin inşa sürecinde yeniden üzerinde durulan konular arasında yer almaktadır. Sünniler, Alevilerin özellikle ibadete (İslam’ın beş şartı şeklinde formüle edilen ibadetlere kayıtsız kalmalarına) dair tavırlarını eleştirirler. Bir kısım Alevi aydınları ise birçok dinin karışımı olduğunu söyleyerek inanç birikimleri itibariyle tamamen İslam dışı olduklarını ve Sünnilerin Alevilerin inançlarına ilişkin mevcut söylemlerini düzelterek veya ters yüz ederek eleştirdiklerini dile getirirler.
Devamını oku:
|
|
AYETTEN NEFESE: ALEVİ-BEKTAŞİ EDEBİYATININ DÖNÜŞÜMÜ |
|
|
|
|
Yazar Şenol
|
|
Pazartesi, 08 Şubat 2010 22:04 |
|
Ahmet TAŞĞIN
Giriş
Türk modernleşmesinde önemli bir yere sahip olan dini gruplar, bu süreçte ayrı bir yer tutmaktadır. İşgal ettikleri öneme karşın dini gruplar üzerinde yapılan çalışmalar yeterli değildir. dini gruplar üzerinde değişimin meydana getirdiği farklılaşmanın detayları konusundaki çalışmaların azlığı nedeniyle yeteri derecede bilgi sahibi değiliz. Dolayısıyla bu değişimin belirgin olarak bütün alanlara nasıl yansıdığı konusunda da fazla bilgiye sahip değiliz. Dini grupların kimliklerinin yeniden üretildiği son zamanlarda yukarıda bahsedilen hususların önemi bir kat daha artmaktadır.
Türkiye’de dini gruplar içerisinde –Sünnilerden sonra- sayısal olarak en büyük grubu teşkil eden Aleviler, modernleşme süreciyle kendilerine yeni bir kimlik ürettiler ve kendilerini yeniden ele alıp tanımlama ya da kültürel olarak hayal etmeye başladılar. Bu süreçte geleneksel Alevilik tanımına dahil olmayan birçok husus üretilen kimlik tanımına dahil edilirken yeni bir topluluk kurgulayarak/hayal ederek başlanmıştır.
Kurgulama/hayal etme işlemi Alevilik tanımını genişletirken daha çok Aleviliğin bu sürecin gerisinde kalmadığı hatta tam da bu sürece denk düştüğü anlamına gelen savunma şeklinde gerçekleşmektedir.
Cumhuriyet sonrası kırsaldan kente doğru hız alan göçlerle kentleşen Aleviler, kendilerini ifade edebilecekleri bütün alanlarda bir değişim yaşamışlardır. Sosyal yapıdan sosyal ilişkilere kadar yaşamın bütün alanlarında etkilenen Alevilik, değişim şartlarına uygun toplumsal anlayışı da ortaya koydu. Artık Alevilik kamuoyuna mal oldu ve kendini sunacak imkan olarak da yazılı kültürden yararlanmaya başladı. Çünkü “her belirsizliğin tanımlanması, tartışılıp benimsenmesi ya da reddedilmesi gerekmektedir.”
I-Sözlü Kültürden Yazılı Kültüre Alevi-Bektaşi Edebiyatı
Bu makale sözlü ve yazılı kültür arasındaki farklılığı ortaya koyarak Alevi-Bektaşi edebiyatının sözlü kültüre dayalı olduğu ve yazılı kültürle beraber yeniden biçimlenişini anlatmayı hedeflemektedir. Bu bakımdan sözlü kültür -bir tanım olarak- olumsuz bir anlam içermemekle beraber heterodoksi bağlamında Alevi-Bektaşilik lehinde bir anlamda da kullanılmamaktadır. Çünkü sözlü kültür, ilk-ellere ait bir sosyal yapının gelişmemiş biçimi olarak kabul görmektedir. Ayrıca bir önceki ifadeden yola çıkarak sözlü kültürün yazılı kültüre nazaran Alevi-Bektaşi düşüncesinde “daha özgür” bir yapı oluşturduğu savunusu ikili kurgu içerisinde tutarsızdır.
Devamını oku:
|
|
Yazar Şenol
|
|
Çarşamba, 03 Şubat 2010 07:51 |
Bisâtî, Menâkıbu’l-esrâr behcetu’l-ahrâr[1]
Ahmet Taşğın
Alevi-Bektaşi edebiyatı içerisinde önemli bir yere sahip olan Buyruklar, Alevi-Bektaşiliğinin temel kural ve kurumlarını ele alır. Buyruklar, kendi aralarında temel konular hariç farklılıklar göstermektedir. İlk defa kim tarafından nerede, ne zaman yazıldığı hakkında bilgi yoktur.
Alevi-Bektaşi toplulukları içerisinde Buyruklar, yazıya aktarıldıklarından itibaren bulunmaktadır. Ama Buyruklarda ele alınan konuların yazıya aktarılmadan önce de var olduğu bir gerçektir. Çünkü uzun yıllar süren bir geleneğe bağlı olan topluluklar, bu geleneği ihtiva eden metni tereddütsüz kabullendiler. Zaten Alevi-Bektaşi toplulukları kendi aralarındaki farklılaşmalara rağmen, Buyruklara göre temel kural ve kurumları uygulamaktaydılar.
Buyrukların hangi tarihte kimler tarafından hazırlandığı ve yazıldığı konusu en önemli sorunlar arasında görülmektedir. Çünkü Osmanlı-Safevi ilişkilerinin sertleştiği tarihlerde Türkmenlerin yerleşik oldukları bölgelerde Alevi-Bektaşi toplulukları bu çekişmeden bire bir etkilendiler. Geniş bir coğrafyaya yayılan Türkmen toplulukları, Osmanlı, Safevi (Akkoyunlular tarafından yıkılan Karakoyunlu), Dulkadirli ve Memlüklü Devletlerinin olduğu bölgelerde yaşamaktaydılar. Bu geniş coğrafyanın son şekillenişi Osmanlı-Safevi ilişkileriyle belirlenmiş oldu.
|
|
Çarşamba, 03 Şubat 2010 14:02 tarihinde güncellendi |
|
|
|
|
|