Hz. Ali Sıffin'den dönerken okuduğu bu hutbesinde insanların bi'setten önceki hali, Peygamberin, Ehl-i Beytin vasıfları ve diğer insanların durumu söz konusu edilmiştir. "Nimetini tamamlamak, izzetine teslim olmak ve gü­nahlarından korunmak için Allah'a hamd ederim. Yeterli­liğine (kifayetine) olan ihtiyacımdan dolayı O'ndan yardım dilerim. Allah'ın hidayet ettiği sapmaz, kendisine düş­manlık eden kurtulmaz, kendisine yeterli olduğu (kifayet ettiği) kimse yoksul olmaz. O'na hamd etmek ölçülüp tar­tılan ve saklanıp korunan her şeyden daha üstündür.

Liberal Alevi Sitesi
YOBAZ PDF Yazdır E-posta
Yazar Şenol   
Çarşamba, 13 Ekim 2010 15:04

Erdoğan BAYAZIT *

CHP Milletvekili, sayın Mehmet Sevigen; Eski Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik hakkında partisince verilen, Meclis soruşturması önergesi hakkında konuşurken, 8 yıllık Ak Parti döneminde Milli Eğitimin “ YOBAZ TAHTASINA” çevrildiğini söylemiş.

Ben bugüne değin, “YOBAZ TAHTASI” diye bir sıfat tamlamasınıTürk dilinde görmedim ve duymadım. Mehmet Sevigen bu sıfat tamlamasının önüne koyduğu “YOBAZ” sıfatı ile kendince toplumun kahir ekseriyetini oluşturan inançlı ve dindar vatandaşlarımızı töhmet altında bırakmıştır.

Belli ki, Mehmet Sevigen Ak Partiye oy veren takriben 20 milyon, oy kullanmayan en az 20 milyon dindar insanımızı da kapsayan
( kaba taslak 40 milyon) insanımıza “YOBAZ” yaftasını yapıştırmaktadır. “YOBAZ” kelimesinin sözlük anlamı: Dinde bağnazlığı aşırıya vardıran, kaba saba, inceliksiz (kimse) olarak tarif edilmiştir. Buradan şu kanıya varılabilir. Ak Partiye oy vermiş ve yarın oy vermesi olası, yaklaşık 40 milyon insanımız, Mehmet Sevigen’e göre “YOBAZ” dır.

 
O doktor Alevileri fişlemiyordu PDF Yazdır E-posta
Yazar Şenol   
Perşembe, 03 Mart 2011 08:24

EZGİ BAŞARAN
Turhal'ın formülü, ABD'deki birçok tıp fakültesinin uyguladığı anket yöntemiydi.

* Kafasını hastalarından ve bilimsel yayınlarından kaldıramayan bir doktorun başına gelenleri okuyacaksınız. Sayısız kişiyi kurtarmış, rahatlatmış, onlara güven vermiş bir doktor. Şimdi hakkında, kanser hastalarının dinini, mezhebini irdeleyen, ayrımcılık yapan biri algısı oluştu. Halbuki hikaye hiç de öyle değil.
* Prof. Serdar Turhal, Marmara Üniversitesi Klinik Onkoloji bölümünü kurmadan önce yıllarca ABD’nin en prestijli tıp merkezlerinde eğitim gördü. Amerikan İç Hastalıkları Kurulu’ndan onkoloji sertifikası olan birkaç Türk doktordan biridir. Kıymetlidir; sadece bir klinisyen olarak değil, aynı zamanda yabancı literatürü takip etmek ve katkıda bulunmak bakımından da.

Devamını oku:

 
NİMRİ DEDE PDF Yazdır E-posta
Yazar Kemter   
Pazar, 14 Mart 2010 14:41


NİMRİ DEDE’NİN KISA HAYAT ÖYKÜSÜ


Gerçek adı İsmail Dehmen olan Nimri Dede: 1325/1909 yılında Elazığ'ın Keban ilçesine bağlı Nimri (şimdiki adıyla Pınarlar) köyünde doğdu. Yörede lakap olarak Şıh ya da Şıh İsmail de denmektedir.

Nimri (Pınarlar) köyü; 13. Yüzyılda Oğuzların Bayat Boyunun Şeyh Hasan Aşiretinin bir oymağının kurduğu, bir Türkmen obasıdır.

Köyün kurucu ailesi Nimriler, Arapgir-Onar Köyünden gelerek burayı yurt edinmişler ve yerli kavimlerle karışmışlardır.

Nimriler Kabilesinin reisi, Şeyh Nimri, Piri ve Aşiret Beyi Şeyh Hasan Oner’den icazet alarak, sonradan kendi adını vereceği, bu metruk Bizans köyüne yerleşmiştir. Selçuklu Sultanı I. Alaaddin Keykubat’ın iskan politikası gereği olarak da, Nimri köyü bölgesel kolonizasyon için kurulmuştur.

Orta-Asya’dan dalgalar halinde göç eden Türklerin; Anadolu’ya yerleşmelerinin, kan bağına dayanan aşiret, oymak, oba şeklinde ya da Şeyh, Dede, Baba, Derviş gibi inanç önderlerinin kurduğu zaviyelerin çevresinde köyler oluşturularak; göçerlikten kısmen yerleşik tarım toplumuna geçtiklerini tarihi kaynaklardan bilmekteyiz.

Yukarı Fırat Havzası’na yerleşen Bayat Boyu oymaklarının da obalar şeklinde köyler ve zaviyeler kurarak 12. yüzyılın sonlarına doğru ve 13. yy. başlarında yerleşik düzene geçerler.

Bayat boyu beyi ve inanç önderi Sultan Onar diğer adıyla Şeyh Hasan da aşiretiyle Orta-Asya (Batı Horasan’dan -Bugünkü Kazakistan’ın Türkistan-Yesi şehrinin Üç-Kurgan)’dan Anadolu’ya göç ederek; Malatya-Arapgir-Elazığ-Keban-Baskil-Muşar yöresi-Tunceli-Hozat-Ovacık-Çimişgezek bölgesine ilk etapta yerleşir. Daha sonra Aşiret, Anadolu’ya yayılır. Yukarı Fırat Havzası Alevilerinin "kültürel – inançsal – toplumsal yaşam tarzı"nın özgün bir labaratuvarıdır...

Pazar, 14 Mart 2010 14:47 tarihinde güncellendi
 
28 ŞUBAT’TA ALEVİLERİN ROLÜ VAR MIYDI? PDF Yazdır E-posta
Yazar Şenol   
Salı, 22 Mart 2011 09:47

Hasan Yücel Başdemir

28 Şubat 1997’deki askerin siyasete müdahalesinin üzerinden 14 yıl geçti. Asker doğrudan yönetimi ele almayıp medya, sivil ve bürokratik güçler maharetiyle siyaseti kontrol etmesi nedeniyle bu müdahaleye post-modern darbe adı verildi. Post-modern darbenin daha öncekilerden şekil dışında bir farkı yoktu. Amaç aynıydı: Ülkeyi, en büyük “tehdit” ve “düşman” olan kendi vatandaşlarından korumak. Yaklaşık on yıllık süreçte neler yaşandı?

Önce siyasi manevralarla seçilmiş hükümet görevden uzaklaştırıldı. Bununla yetinilmedi, medya yoluyla halkın dinî değerlerini tahkir içeren yayınlar yapıldı. Kanunlar ve keyfî tasarruflar yoluyla ve laiklik bahanesiyle din özgürlüğüne kısıtlamalar getirildi. Batı çalışma grubu maharetiyle tüm kamu kuruluşunda insanlar fişlendi, baskı gördü ya da takibata uğradı. Tüm bunların Cumhuriyetin en büyük düşmanı olarak görülen “gericilerle” mücadele edilmek için yapıldığı söylendi. Uygulamalara ve tanımlamalara bakıldığında “gericiler”, Türk toplumunun çok büyük bir kısmını içine alıyordu. Bu insanların siyasette, bürokraside ve iş hayatında geri durmaları nasıl sağlanacaktı? Darbeciler, bunun için psikolojik savaş yöntemlerini kullandılar.

 
Sırbistandan da Öğrenecek Şeyimiz Varya, Yazıklar Olsun! PDF Yazdır E-posta
Yazar Şenol   
Cuma, 02 Nisan 2010 10:48

Mehmet Ali ERTÜRK

Yirminci yüzyıl insanlık tarihine soykırımlarla geçmiş bir yüzyıl. Yahudi soykırımından Ruanda’ya kadar dünyanın hemen her tarafında insan eliyle hazırlanmış korkunç felaketler yaşandı. Bu Felaketler içerisinde belki de Müslüman olmamız hasebiyle içimizi en çok acıtanı Bosna’da yaşananlardı. 1991-95 arası yaşanan korkunç savaşta binlerce Boşnak katledilmiş ve AP/Avrupa parlamentosu burada yaşananları bir soykırım olarak kabul etmişti.

Geçtiğimiz günlerde samimiyeti tartışılmakla beraber Sırbistan Parlamentosu 1995’te Sırp ordusunun Srebrenitza’da yaptığı katliamdan dolayı soykırım kelimesini kullanmadan, sadece AP’nin kararına atıfta bulunarak resmen özür diledi.

Sırplar, Osmanlı tebası arasında en erken etnik farklılığını kavrayarak milliyetçiliğini tamamlayan grup olmuştur. Bu bakımdan bu özür –katledilen masum canları geri getiremese de- bizim içinde çok derin anlamlar taşımalıdır. Milliyetçilik mikrobunun en fasit şekliyle iliklerine kadar işlemiş milliyetçiliklerinden birine sahip olan Sırpların bu özrü -çıkarları söz konusu olsa bile- çok kolay dileyebildiklerini düşünmemek gerekir. İnsanların özür dilemesinin bile çok güç olduğunu bilirken, toplumların bunu çok daha kolay dileyebileceklerini düşünmemizi gerektiren hiçbir veri yoktur elimizde. Sırpların inşa edilmiş tarihleri ile aşırı milliyetçi bir çizgiden bu noktaya gelmeleri aslında Türkiye’deki aşırı milliyetçi-muhafazakâr odakları rahatsız edecek bir çizgi taşımaktadır. Sırplar daha dün gibi yakın bir zamanda işledikleri bir cinayetten utanarak ve sıkılarak onunla yüzleşmeyi seçmiştir. Bu yüzleşme takdir edilir ki biraz utangaç ve çekingen bir özürdür. Tam anlamı ile bir kabullenişlik yoktur. Ama sonuç itibariyle ortada her şeye rağmen bir özür vardır.

 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 1 - 50
Joomla School Template by Joomlashack
School Joomla Templates and Joomla Tutorials